MUHAMMED
BAYRAK
| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
|
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir. |
| Forum İstatistikleri |
|
» Toplam Üye: 27 » En Son Üye: Fahriye » Toplam Konular: 5,975 » Toplam Yorumlar: 6,707 Ayrıntılı İstatistikler |
DOWNLOADEN
AYET
FELSEFEMiZ
Raşit Tunca Sözü
GÜZEL SÖZ
SİRET OKUMA VE BURUN MEVZUSU RİSALESİ (Genişletilmiş ve Düzenlenmiş Versiyon)
Konu: Siret Okuma, Burun Sembolizmi, İnsanı Tanıma, Doğru Zaman ve Karar Verme, Zıtlıkların Dengesi
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Sizin Adınız]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - SİRET OKUYUCU AHMAKLARA CEVAP
Selamun Aleyküm,
Bu risale, siret okuyuculuğu ile uğraşıp insanların fiziksel özelliklerinden karakter çıkarmaya çalışan ahmaklara cevap olarak kaleme alınmıştır. Burnum hakkında ileri geri konuşan bu zavallılara, burnumun yandan profilini hediye ediyorum ki, iyi baksınlar ve bir daha öyle konuşmasınlar.
"Avel mi sandın beni? Hayata aval aval bakan diye tarif ettin."
Karoglan'ın sayfalarında, bloglarında ve forumlarında yandan profil resimleri mevcuttur. Oradan bakıp görebilirler. Bu risale, o resimlere atfen yazılmıştır.
İKİNCİ BÖLÜM: BURUN FELSEFESİ - DOĞADAKİ ÇEŞİTLİLİK
Karoglan, burnunun "sazan burnu" olmadığını, her olaya dalmak gibi bir huyu olmadığını anlatır:
"Benim doğduğum Başağaç'ta deniz yoktu be adam, çay vardı. Deniz, derya yahut Fırat gibi derin nehir falan değil, çay, çay!"
Burun Çeşitleri:
"Allah burunları koymuş: camız burnu, boğa burnu, simit köpek burnu, fil burnu, hamsi burnu, sivrisinek burnu, gergedan burnu, kokarca burnu..."
Bu Ne Anlama Gelir?
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: BEN KULUN ZANNI GİBİYİM - ÖZGÜR İRADE
Karoglan, Allah'ın bir hadisindeki (kudsi hadis) derin anlamı hatırlatır:
"Ben, kulumun zannı gibiyim."
Bu Ne Anlama Gelir?
"Allah, insana özgür irade vermiş, özgür denemez ama cüzi irade vermiş. Yolunu kendisi seçsin diye yol vermiş. Yol var cennete gider, yol var çukura, cehennem çukuruna gider."
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: AYDINLATANLAR VE YOL KESENLER
Karoglan, insanları üç gruba ayırır:
"Normal insanlar (avam), ya önünü, ya evini, ya sokağını aydınlatır. Peygamberlerin izini takip edenler ise, peygamberin yolunu aydınlatırlar ki, arkadan gelenler çukura düşmesin."
Peygamber ve Veliler:
"Peygamber ve gerçek veliler, Allah dostları, bir yol çizdilerse, güneşler ve aylar gibi o yoldan geçecek herkesi aydınlatırlar."
Yol Kesiciler:
"Kimse kimsenin fikrine gem vurma hakkına sahip değildir. Sen kim oluyorsun ki, yoluma pusu kurup da o yoldan gideceklerin yolunu kesiyorsun? Defol git ve kendi çöplüğünde öt."
Ders: İnsanları yargılayanlar, onların yolunu kesenler, aslında kendi cehaletlerini ortaya koyarlar. Herkesin kendi yolunu bulma hakkı vardır.
BEŞİNCİ BÖLÜM: TARTI BENZETMESİ - HERKES KENDİ AĞIRLIĞINCA
Karoglan, insanların birbirini nasıl farklı ölçeklerle tarttığını anlatır:
"Beni kömürcüye sorarsan, elinde kantar vardır. Beni kefeye koyunca, ya abartır da abartır tonlar eder der, ya da beni bilmeyen kömürcü, kantara koyulacak altın mı olur? Bir kantar altınım olmayınca yok sayar ve bu bir okka bile etmez der."
Ders: Her insan, kendi değerini kendi ölçeğiyle ölçer. Kimse, başkasını tam olarak tartamaz, bilemez. Önemli olan, insanın kendi değerini bilmesi ve kendi yolunda yürümesidir.
ALTINCI BÖLÜM: DOĞRU ZAMANDA DOĞRU SEÇENEK - HAYATIN DENGE ARAYIŞI
Karoglan, hayatın temel formülünü verir:
"Doğru zamanda, doğru seçeneği yakalamaktır hayat."
Zıtlıkların Dengesi:
"Kuran'daki peygambere atfen yumuşak huylu olmak. Fakat yumuşak çivi ile bina yapılmaz be azizim. Tahtayı bile delmez yumuşak çivi."
Ders: Hayatta başarı, doğru zamanda doğru kararı verebilmektir. Bazen sert olmak, bazen yumuşak olmak, bazen itiraz etmek, bazen kabullenmek gerekir. Önemli olan, zamanı ve seçeneği doğru okumaktır.
YEDİNCİ BÖLÜM: GÖRÜNENE ALDANMA - SİRET OKUMAKLA ADAM TANINMAZ
Risalenin sonunda Karoglan, asıl mesajı verir:
"Siret okumakla adam tanınmaz. Giyilen çalaya çaputa, görülen göze kaşa aldanma. Sofi, sofiye Allah elması, kazmayınca ulaşılmayan diye derinlere saklamış, üstünü de içini göstermeyen kara kara kömürler ile örtmüş. Unutma!"
Bu Ne Anlama Gelir?
SEKİZİNCİ BÖLÜM: SONUÇ - İNSANI TANIMA SANATI
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
Başkalarının senin hakkında ne söylediğine, ne düşündüğüne aldırma. Seni en iyi yaratan Allah, senin gerçek değerini bilir. Asıl olan, senin kendi nefsini bilmen, kendi yolunu bulman ve o yolda doğru kararlarla ilerlemen. Görünene aldanma, içindeki cevheri keşfet ve onu ortaya çıkarmak için çaba harca.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (4 Kasım 2018 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 4 Kasım 2018, 22:50
Konu: Siret Okuma, Burun Sembolizmi, İnsanı Tanıma, Doğru Zaman ve Karar Verme, Zıtlıkların Dengesi
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Sizin Adınız]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - SİRET OKUYUCU AHMAKLARA CEVAP
Selamun Aleyküm,
Bu risale, siret okuyuculuğu ile uğraşıp insanların fiziksel özelliklerinden karakter çıkarmaya çalışan ahmaklara cevap olarak kaleme alınmıştır. Burnum hakkında ileri geri konuşan bu zavallılara, burnumun yandan profilini hediye ediyorum ki, iyi baksınlar ve bir daha öyle konuşmasınlar.
"Avel mi sandın beni? Hayata aval aval bakan diye tarif ettin."
Karoglan'ın sayfalarında, bloglarında ve forumlarında yandan profil resimleri mevcuttur. Oradan bakıp görebilirler. Bu risale, o resimlere atfen yazılmıştır.
İKİNCİ BÖLÜM: BURUN FELSEFESİ - DOĞADAKİ ÇEŞİTLİLİK
Karoglan, burnunun "sazan burnu" olmadığını, her olaya dalmak gibi bir huyu olmadığını anlatır:
"Benim doğduğum Başağaç'ta deniz yoktu be adam, çay vardı. Deniz, derya yahut Fırat gibi derin nehir falan değil, çay, çay!"
Burun Çeşitleri:
"Allah burunları koymuş: camız burnu, boğa burnu, simit köpek burnu, fil burnu, hamsi burnu, sivrisinek burnu, gergedan burnu, kokarca burnu..."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Doğada o kadar çok burun çeşidi vardır ki, insan burnunu sınıflandırmak ve ondan karakter çıkarmak akılsızlıktır.
- Her burun, sahibine özeldir ve onu yaratan Allah, en güzel şekilde yaratmıştır.
- Kişinin burnunun şekli, onun değerini, karakterini veya zekasını belirlemez.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: BEN KULUN ZANNI GİBİYİM - ÖZGÜR İRADE
Karoglan, Allah'ın bir hadisindeki (kudsi hadis) derin anlamı hatırlatır:
"Ben, kulumun zannı gibiyim."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Allah, kulunun O'nu nasıl bildiğiyle, nasıl zannettiğiyle muamele eder.
- Kul, Allah'ı iyi bilirse, O'ndan iyilik bekler ve iyilik bulur. Kötü bilirse, kötülük bekler ve kötülük bulur.
"Allah, insana özgür irade vermiş, özgür denemez ama cüzi irade vermiş. Yolunu kendisi seçsin diye yol vermiş. Yol var cennete gider, yol var çukura, cehennem çukuruna gider."
- İnsan, kendi tercihleriyle kaderini şekillendirir.
- Herkesin önünde iki yol vardır: Aydınlık yol (cennet) ve karanlık yol (cehennem).
- Seçim, insanın kendisine aittir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: AYDINLATANLAR VE YOL KESENLER
Karoglan, insanları üç gruba ayırır:
"Normal insanlar (avam), ya önünü, ya evini, ya sokağını aydınlatır. Peygamberlerin izini takip edenler ise, peygamberin yolunu aydınlatırlar ki, arkadan gelenler çukura düşmesin."
Peygamber ve Veliler:
"Peygamber ve gerçek veliler, Allah dostları, bir yol çizdilerse, güneşler ve aylar gibi o yoldan geçecek herkesi aydınlatırlar."
Yol Kesiciler:
"Kimse kimsenin fikrine gem vurma hakkına sahip değildir. Sen kim oluyorsun ki, yoluma pusu kurup da o yoldan gideceklerin yolunu kesiyorsun? Defol git ve kendi çöplüğünde öt."
Ders: İnsanları yargılayanlar, onların yolunu kesenler, aslında kendi cehaletlerini ortaya koyarlar. Herkesin kendi yolunu bulma hakkı vardır.
BEŞİNCİ BÖLÜM: TARTI BENZETMESİ - HERKES KENDİ AĞIRLIĞINCA
Karoglan, insanların birbirini nasıl farklı ölçeklerle tarttığını anlatır:
"Beni kömürcüye sorarsan, elinde kantar vardır. Beni kefeye koyunca, ya abartır da abartır tonlar eder der, ya da beni bilmeyen kömürcü, kantara koyulacak altın mı olur? Bir kantar altınım olmayınca yok sayar ve bu bir okka bile etmez der."
- Kömürcü: Büyük ölçeklerle (kantar) ölçer. Bir insanı "tonlarla" veya "hiç" olarak değerlendirir.
- Kuyumcu: Hassas ölçeklerle (miskal) ölçer. Kılı kırk yarar. Küçük bir hatayı abartır ve "bu bir miskal etmez" der.
- Mimar/Mühendis: Metreyle ölçer, santimle çizer. Büyüğü küçültür, çoğu hiç eder.
Ders: Her insan, kendi değerini kendi ölçeğiyle ölçer. Kimse, başkasını tam olarak tartamaz, bilemez. Önemli olan, insanın kendi değerini bilmesi ve kendi yolunda yürümesidir.
ALTINCI BÖLÜM: DOĞRU ZAMANDA DOĞRU SEÇENEK - HAYATIN DENGE ARAYIŞI
Karoglan, hayatın temel formülünü verir:
"Doğru zamanda, doğru seçeneği yakalamaktır hayat."
Zıtlıkların Dengesi:
- Siyah Renk: Renkleri yutar. Bazen her şeyi içine alan, sindiren bir duruş gerekir.
- Kış Burcu: İtiraz eder, kendi doğrusu vardır. Deveye hendek atlatmak gibi, zorlayıcıdır.
- Yaz Burcu: İyilik, güzellik ister, mülayimdir. Yumuşak huyludur.
"Kuran'daki peygambere atfen yumuşak huylu olmak. Fakat yumuşak çivi ile bina yapılmaz be azizim. Tahtayı bile delmez yumuşak çivi."
- Bahar Burcu: Muhammed (s.a.v.) bahar burcudur. Yumuşaktır ama gerektiğinde serttir.
- Çekiç ve Saban: Sert olmak da gerekir. Tıpkı sabanın toprağı delmesi, çekicin çiviyi çakması gibi.
Ders: Hayatta başarı, doğru zamanda doğru kararı verebilmektir. Bazen sert olmak, bazen yumuşak olmak, bazen itiraz etmek, bazen kabullenmek gerekir. Önemli olan, zamanı ve seçeneği doğru okumaktır.
YEDİNCİ BÖLÜM: GÖRÜNENE ALDANMA - SİRET OKUMAKLA ADAM TANINMAZ
Risalenin sonunda Karoglan, asıl mesajı verir:
"Siret okumakla adam tanınmaz. Giyilen çalaya çaputa, görülen göze kaşa aldanma. Sofi, sofiye Allah elması, kazmayınca ulaşılmayan diye derinlere saklamış, üstünü de içini göstermeyen kara kara kömürler ile örtmüş. Unutma!"
Bu Ne Anlama Gelir?
- İnsanı dış görünüşüyle, fiziksel özellikleriyle, giyimiyle, kuşamıyla tanımak mümkün değildir.
- Gerçek değer, derinlerdedir. Tıpkı elmas gibi, kazmayla ulaşılır.
- Allah, insanın içini, cevherini, değerini kara kömürlerle örtmüştür. Onu açığa çıkarmak, efor ve dikkat ister.
SEKİZİNCİ BÖLÜM: SONUÇ - İNSANI TANIMA SANATI
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
- Fiziksel Yargılama Cahilliktir: İnsanları burun şekline, gözüne, kaşına göre yargılamak, siret okuyuculuğu cahilliktir. Allah, her insanı en güzel şekilde yaratmıştır.
- İnsan Kendi Zannı Gibidir: Allah, kulumun zannı gibiyse, insan da kendini nasıl tanımlarsa öyle olur. Kendini bilmek, her şeyin başıdır.
- Özgür İrade ve Tercih: Her insan, kendi yolunu seçmekte özgürdür. Cennet veya cehennem yolu, bu tercihlerle şekillenir.
- Aydınlatıcılar ve Yol Kesiciler: Gerçek rehberler, peygamberler ve veliler gibi yolu aydınlatır. Yol kesenler ise cehaletlerini ortaya koyarlar.
- Herkes Kendi Ölçeğinde: İnsanlar, başkalarını kendi ölçekleriyle tartar. Ancak herkes, kendi ağırlığınca ve boyunca değerlidir.
- Doğru Zaman Doğru Karar: Hayat, doğru zamanda doğru seçeneği yakalamaktır. Sertlik ve yumuşaklık, zamanına göre gereklidir.
- Görünene Aldanma: İnsanın gerçek değeri, dış görünüşte değil, içinde saklıdır. Tıpkı kara kömürlerin altındaki elmas gibi.
Başkalarının senin hakkında ne söylediğine, ne düşündüğüne aldırma. Seni en iyi yaratan Allah, senin gerçek değerini bilir. Asıl olan, senin kendi nefsini bilmen, kendi yolunu bulman ve o yolda doğru kararlarla ilerlemen. Görünene aldanma, içindeki cevheri keşfet ve onu ortaya çıkarmak için çaba harca.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (4 Kasım 2018 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 4 Kasım 2018, 22:50
ZIT KUTUPLAR BİRBİRİNİ ÇEKER RİSALESİ (Genişletilmiş ve Düzenlenmiş Versiyon)
Konu: Zıt Kutupların Çekimi, Sembolizm, Ayrılık ve Kavuşma, Vahdet-i Vücud ve Manevi Birlik
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Sizin Adınız]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - ŞARKI VE SEMBOL
Selamun Aleyküm,
Bu risale, "Kan ve Gül" şarkısındaki gibi, sırt sırta dönmüş iki sevgili sembolü üzerinden, zıt kutupların çekimini ve aşkın gizemini anlatır. Karoglan'ın logosundaki "ЯR" harfi, bu derin anlamın bir yansımasıdır.
"Benim logoda böyle, sırt sırta dönmüş iki sevgili."
Bu sembol, aynı zamanda evrenin temel yasalarından birini, yani zıt kutupların birbirini çekmesi yasasını temsil eder. Rus alfabesindeki ters R (Я) ile Latin alfabesindeki R ®, sırt sırta duran iki figür gibidir. Biri diğerine bakar gibi görünse de aslında birbirlerine sırtlarını dönmüşlerdir. Bu, aynı anda hem yakınlığı hem de uzaklığı, hem çekimi hem de itimi simgeler.
İKİNCİ BÖLÜM: ЯR HARFİ VE ZIT KUTUPLAR
Karoglan, "ЯR" harfi üzerinden zıt kutupların çekimini anlatır:
"Benim evimin yönü batıya bakarken, senin evin doğuya bakıyorsa, işte 'ЯR'nin biri ben, biri sen."
Bu Ne Anlama Gelir?
"İki zıt ve iki çekici kuvvet, ama sen ne kadar beni, ben seni çeksem de sırt sırtayız, yüz yüze değil. Belki ondandır bu ayrılık ve kavuşamamalar."
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: ЯR'DEN PP'YE - YÜZ YÜZE GELMEK
Karoglan, "ЯR" harfinin dönüşümüyle yüz yüze gelme fikrini anlatır:
"Halbuki benim ev batıya, senin ev doğuya bakınca, biz ikimiz zıt olmamıza rağmen yüz yüze bakıyoruz demek olur. ЯR'nin bacağını al, iki P yüz yüze P, yani popolar ise bir alta doğru, biri üste doğru, yani biz kavuşmuşuz ezelde, haberimiz yok beeeee!"
Bu Ne Anlama Gelir?
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: GÜNEŞ VE İKİZ - ŞEMSE VE MEVLANA
Karoglan, sembolizmi daha da derinleştirir ve Mevlana'ya gönderme yapar:
"P'deki yarım daireler, güneşimin yarısını temsil ediyor. Benimki ile seninki bir araya gelirse, şemse şemse karışınca, Mevlana'nın dediği gibi şumuuuus oluruz!"
Bu Ne Anlama Gelir?
"Şurda güneşe (şumuuuus olmaya) ne kaldı ki?"
Karoglan, bu birliğe, bu tamamlanmaya çok az kaldığını ima eder. Ayrılık perdesi kalkmak üzeredir.
BEŞİNCİ BÖLÜM: UYARI - YORUM VE ANLAYIŞ
Risalenin sonunda Karoglan, önemli bir uyarıda bulunur:
"Ey ziyaretçi! Bu sadece bir yorumdur, kişilerle alakalandırmayınız lütfen. O hal üzeri olan kimseler elbet anlayacaktır işin ciddiyatını ve vehmini."
Bu Ne Anlama Gelir?
ALTINCI BÖLÜM: SONUÇ - ZITLIKLARIN BİRLİĞİ
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
Hayat, zıt kutupların dansıdır. Sen ve senin zıttın, aslında aynı bütünün iki parçasısınız. Ayrı görünseniz de, özde birsiniz. Bu birliği görmek, kavuşmanın, tamamlanmanın ve huzurun anahtarıdır. Tıpkı "ЯR"nin "PP"ye dönüşüp, iki "P"nin bir güneş oluşturması gibi, siz de zıtlıklarınızda birleşip, kendi güneşinizi yaratabilirsiniz.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (20.07.2018 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 20.07.2018
Konu: Zıt Kutupların Çekimi, Sembolizm, Ayrılık ve Kavuşma, Vahdet-i Vücud ve Manevi Birlik
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Sizin Adınız]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - ŞARKI VE SEMBOL
Selamun Aleyküm,
Bu risale, "Kan ve Gül" şarkısındaki gibi, sırt sırta dönmüş iki sevgili sembolü üzerinden, zıt kutupların çekimini ve aşkın gizemini anlatır. Karoglan'ın logosundaki "ЯR" harfi, bu derin anlamın bir yansımasıdır.
"Benim logoda böyle, sırt sırta dönmüş iki sevgili."
Bu sembol, aynı zamanda evrenin temel yasalarından birini, yani zıt kutupların birbirini çekmesi yasasını temsil eder. Rus alfabesindeki ters R (Я) ile Latin alfabesindeki R ®, sırt sırta duran iki figür gibidir. Biri diğerine bakar gibi görünse de aslında birbirlerine sırtlarını dönmüşlerdir. Bu, aynı anda hem yakınlığı hem de uzaklığı, hem çekimi hem de itimi simgeler.
İKİNCİ BÖLÜM: ЯR HARFİ VE ZIT KUTUPLAR
Karoglan, "ЯR" harfi üzerinden zıt kutupların çekimini anlatır:
"Benim evimin yönü batıya bakarken, senin evin doğuya bakıyorsa, işte 'ЯR'nin biri ben, biri sen."
Bu Ne Anlama Gelir?
- ЯR Harfi: Bu iki harf, birbirinin ayna görüntüsü gibidir. Biri doğuya, diğeri batıya bakar. Bu, iki farklı yönü, iki farklı kutbu simgeler.
- Batı ve Doğu: İki zıt yön. Biri batıya (gün batımına), diğeri doğuya (gün doğumuna) bakar. Bu zıtlık, bir çekim alanı oluşturur.
- Mıknatıs Yasası: Tıpkı mıknatısta olduğu gibi, aynı kutuplar iter, zıt kutuplar çeker. Negatif ve pozitif, birbirini tamamlar.
"İki zıt ve iki çekici kuvvet, ama sen ne kadar beni, ben seni çeksem de sırt sırtayız, yüz yüze değil. Belki ondandır bu ayrılık ve kavuşamamalar."
- Sırt sırtalık, birbirini görememeyi, yüzleşememeyi, tam kavuşamamayı simgeler.
- İki kutup birbirini çeker ama aynı zamanda bir mesafe vardır. Bu mesafe, aşkın, özlemin ve arzunun kaynağıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: ЯR'DEN PP'YE - YÜZ YÜZE GELMEK
Karoglan, "ЯR" harfinin dönüşümüyle yüz yüze gelme fikrini anlatır:
"Halbuki benim ev batıya, senin ev doğuya bakınca, biz ikimiz zıt olmamıza rağmen yüz yüze bakıyoruz demek olur. ЯR'nin bacağını al, iki P yüz yüze P, yani popolar ise bir alta doğru, biri üste doğru, yani biz kavuşmuşuz ezelde, haberimiz yok beeeee!"
Bu Ne Anlama Gelir?
- ЯR'den PP'ye: Я ve R harflerinin bacakları (çapraz çizgileri) kaldırıldığında, geriye iki "P" harfi kalır. İki "P" yüz yüze getirildiğinde, birbirine bakan iki yarım daire oluşur.
- Yüz Yüze Olmak: Bu, kavuşmayı, birleşmeyi, bütünleşmeyi simgeler.
- Ezelde Kavuşma: Bu kavuşma, zamanın ötesinde, ezelde (başlangıçtan beri) olmuştur. Biz sadece bunun farkında değiliz.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: GÜNEŞ VE İKİZ - ŞEMSE VE MEVLANA
Karoglan, sembolizmi daha da derinleştirir ve Mevlana'ya gönderme yapar:
"P'deki yarım daireler, güneşimin yarısını temsil ediyor. Benimki ile seninki bir araya gelirse, şemse şemse karışınca, Mevlana'nın dediği gibi şumuuuus oluruz!"
Bu Ne Anlama Gelir?
- Güneş (Şems): Mevlana'nın manevi hocası Şems-i Tebrizi, "güneş" anlamına gelir. Mevlana, Şems'te kendi kayıp yarısını, kendi ikizini bulmuştur.
- İki Yarım Bir Güneş: İki "P" birleşince, tam bir daire (güneş) oluşur. Bu, iki zıt kutbun birleşerek tamamlanmasıdır.
- Şemse Şemse Karışmak: İki güneşin (iki aşığın, iki kutbun) birbirine karışması, bir olmasıdır.
"Şurda güneşe (şumuuuus olmaya) ne kaldı ki?"
Karoglan, bu birliğe, bu tamamlanmaya çok az kaldığını ima eder. Ayrılık perdesi kalkmak üzeredir.
BEŞİNCİ BÖLÜM: UYARI - YORUM VE ANLAYIŞ
Risalenin sonunda Karoglan, önemli bir uyarıda bulunur:
"Ey ziyaretçi! Bu sadece bir yorumdur, kişilerle alakalandırmayınız lütfen. O hal üzeri olan kimseler elbet anlayacaktır işin ciddiyatını ve vehmini."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Sembolik Anlatım: Bu risale, kişisel bir ilişkiyi değil, evrensel bir yasayı, manevi bir hakikati anlatır.
- Anlayana: Bu tür sembolik ve mistik anlatımlar, herkes tarafından anlaşılmayabilir. Ancak o hal üzerinde olanlar, o derinliği yakalayanlar, mesajı alacaktır.
- Vehim ve Ciddiyet: Konunun ciddiyetini ve aynı zamanda hayal gücüne (vehme) dayalı yönünü vurgular.
ALTINCI BÖLÜM: SONUÇ - ZITLIKLARIN BİRLİĞİ
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
- Zıt Kutuplar Çeker: Evrenin temel yasalarından biri, zıt kutupların birbirini çekmesidir. Bu yasa, fizikten metafiziğe, aşktan maneviyata her alanda geçerlidir.
- Ayrılık, Kavuşmanın Habercisidir: Sırt sırtalık, yüz yüze gelmemenin özlemini doğurur. Ayrılık, kavuşmanın temel koşuludur.
- Tamamlanma: Her zıt kutup, aslında bir bütünün yarısıdır. İki zıt, bir araya gelerek tamamlanır.
- Sembolizm: Harfler, şekiller ve semboller, derin anlamları ifade etmek için güçlü araçlardır. "ЯR" ve "PP" harfleri, bu anlamın somutlaşmış halidir.
- Mevlana ve Şems: Aşkta birlik, bireysel benliklerin eriyip, daha büyük bir bütünde (güneşte) birleşmesidir.
- Farkındalık: Ezelde var olan bu birlik, çoğu zaman unutulur. Amaç, bu birliği hatırlamak ve farkındalıkla yaşamaktır.
Hayat, zıt kutupların dansıdır. Sen ve senin zıttın, aslında aynı bütünün iki parçasısınız. Ayrı görünseniz de, özde birsiniz. Bu birliği görmek, kavuşmanın, tamamlanmanın ve huzurun anahtarıdır. Tıpkı "ЯR"nin "PP"ye dönüşüp, iki "P"nin bir güneş oluşturması gibi, siz de zıtlıklarınızda birleşip, kendi güneşinizi yaratabilirsiniz.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (20.07.2018 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 20.07.2018
PART 2 RİSALESİ (Genişletilmiş ve Düzenlenmiş Versiyon - "Tatlı Kavga" Bölümü Eklendi)
Konu: Zıt Kutupların Hikmeti, Vahdet-i Vücud, Mücadele ve Denge, Şükran Günü'nün Evrensel Anlamı
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Rasit Tunca]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - ŞÜKRAN GÜNÜ VE MEVSİMLER
Selamun Aleyküm,
Happy Thanksgiving Bayramınız, Ernte Dank Fest'iniz, Rabbimize şükran gününüz kutlu ve mutlu olsun. Sizlerle birlikte biz de irşad oluyoruz, güzel kardeşlerim.
Ne demiştik? Sonbahar ve kışa girerken hafif bir kavga başlatın ki, kış burçlarıyla birlikte bu kavganın galibi ilkbahar geldiğinde belli olsun. Peki bu "kavga"dan kastımız neydi? Aslında bu, hayatın temelindeki zıtlıkların, karşıtlıkların ve dengenin bir ifadesidir.
İKİNCİ BÖLÜM: TATLI KAVGA - ŞÜKRAN GÜNÜ'NÜ SAHİPLENMEK
Karoglan, Şükran Günü'nü sahiplenme ve bu konuda "tatlı bir kavga" başlatma fikrini şöyle ifade eder:
"Dün dediler ki: 'Paskalya'nızı, Şükran Günü'nüzü biz alacağız.' Kimse itiraz etmiyor. Ama böyle olunca, Rabbimizin dünyanın bir yerini yaz, bir yerini kış, insan ve cin, şeytan, siyah ve beyaz, tatlı ve acı gibi iki kutuplu yaratma hikmetini anlamamış oluyorsunuz."
Peki, Müslümanlar olarak ne yapmalıyız?
Peygamberimizin (s.a.v.) Aşura Günü Örneği:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Medine'ye hicret ettiğinde Yahudilerin Aşura Günü oruç tuttuğunu gördü. Onlara bunun sebebini sorduğunda, "Bu gün Allah'ın Musa'yı (a.s.) Firavun'dan kurtardığı gündür, biz de şükür olarak oruç tutarız." dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):
"Biz Musa'ya sizden daha yakınız."
buyurdu ve hem o gün oruç tuttu, hem de ümmetine tutmalarını emretti. (Buhari, Müslim)
İşte bu "tatlı kavga"nın ta kendisidir!
Peygamberimiz (s.a.v.), başka bir inancın mensuplarının kutladığı bir günü, onlardan daha fazla sahiplenmiş, onu kendi ümmetinin bir geleneği haline getirmiştir. O, "Bu gün bize daha hayırlıdır, biz Musa'ya daha yakınız" diyerek, o günü Müslümanların takvimine dahil etmiştir.
Şimdi de aynısını Şükran Günü için yapabiliriz!
"Thanksgiving bize daha hayırlıdır, biz de kutlayacağız, o bayram bizim olacak!"
Nasıl ki Peygamberimiz (s.a.v.) Aşura Günü'nü Yahudilerden alıp onu İslami bir kimliğe büründürdüyse, biz de Şükran Günü'nü alıp onu İslami bir şükran ve hamd günü haline getirebiliriz. Bu, bir "tatlı kavga"dır. Kimsenin canını yakmayan, aksine bereket ve rahmet getiren bir kavga.
Bu Kavganın Hikmeti:
Tıpkı bulut kümelerinin o tatlı kavgasından yağmur ve kar doğması gibi, bu tür "tatlı kavgalar" da hayata bereket ve çeşitlilik katar. Siyah ile beyaz, yaz ile kış, mümin ile kâfir, hepsi birbirine zıttır ama bu zıtlıktan bir denge doğar. Şeytan bile, yıllardır kavgasından vazgeçmeyerek, bu dengeye katkıda bulunur.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: ZIT KUTUPLARIN HİKMETİ - DENGE VE BEREKET
Karoglan, evrendeki zıtlıkların (kutupların) aslında bir denge ve bereket kaynağı olduğunu vurgular:
"Rabbimizin dünyanın bir yerini yaz, bir yerini kış, insan ve cin, şeytan, siyah ve beyaz, tatlı ve acı gibi iki kutuplu yaratma hikmetini anlamamış oluyorsunuz."
Bu Ne Anlama Gelir?
"Şeytan aleyhillane kavgasından vazgeçmedi. Neden? Görevi o, itiraz edecek, kutup oluşturacak ve yaz kutbu, kış kutbu ve böylece dünyamızda bereket olacak."
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: VAHDET-İ VÜCUD - HER ŞEY BİR BÜTÜNÜN PARÇASI
Karoglan, İslam tasavvufundaki önemli bir kavram olan "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği) anlayışını hatırlatır:
"Ben bir milliyetçiyim ama nereye kadar? Aynı vahdet-i vücuttaki tırnağın bir benliği olup 'ben tırnağım' dediği gibi, ben de Türk'üm ve Müslüman'ım diyeceğim ki var olabileyim ve vahdet-i vücuttaki yerimi koruyayım."
Bu Ne Anlama Gelir?
"Dişler 'ben diş olacağım' demiş ve diş olmuşlar. Ben de Türk'üm kardeşim, var mı itirazı olan?"
BEŞİNCİ BÖLÜM: MÜNAFIKLAR VE YUMUŞAMA - DENGE UNSURLARI
Karoglan, münafıkların (ikiyüzlülerin) da bu dengede bir yeri olduğunu belirtir:
"Kâfir ve mümin hep olacak. Arada münafıklar da olur, onlar da havanın yumuşaması için gerekli olanlardır."
Bu Ne Anlama Gelir?
ALTINCI BÖLÜM: MÜCADELE VE SINIRLAR - KAVGA HİKMETİ
Karoglan, itiraz etmenin, mücadele etmenin ve sınırları korumanın önemini vurgular:
"İşte Allah insanları ve dünyamızı zıt kutuplardan halk etmiştir. Bu kanun ve yasa bozulmamaya çalışılmalı. Kâfir kâfirlik edecek, ama mikrobu hastalık yapıcı, iyilere düşman olmasından, iyiler de itiraz edecek, 'biz sizi öldürürüz' deyip mikropları ve şeytan ordusunu öldürecek ki hasta olmasın."
Bu Ne Anlama Gelir?
"Bizim birilerine bazen sesimizin gittiği yere kadar kıçımızı yırtarcasına bağırmamızın hikmetini de anladınız."
YEDİNCİ BÖLÜM: SONUÇ - ŞÜKRAN GÜNÜ'NÜN EVRENSEL MESAJI
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
Hayat, bir kavga değil, bir denge oyunudur. Zıt kutuplar arasında gidip gelirken, dengeyi korumayı öğrenmeliyiz. Kimliğimizi savunurken, başkalarının kimliklerine saygı göstermeli, bütünün bir parçası olduğumuzu unutmamalıyız. Şükran Günü'nün ruhu da budur: Tüm zorluklara, tüm zıtlıklara rağmen, Rabbimize şükretmek ve O'nun yarattığı bu muhteşem denge için O'na hamd etmek.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (30.11.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 30.11.2014 Pazar
Konu: Zıt Kutupların Hikmeti, Vahdet-i Vücud, Mücadele ve Denge, Şükran Günü'nün Evrensel Anlamı
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Rasit Tunca]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - ŞÜKRAN GÜNÜ VE MEVSİMLER
Selamun Aleyküm,
Happy Thanksgiving Bayramınız, Ernte Dank Fest'iniz, Rabbimize şükran gününüz kutlu ve mutlu olsun. Sizlerle birlikte biz de irşad oluyoruz, güzel kardeşlerim.
Ne demiştik? Sonbahar ve kışa girerken hafif bir kavga başlatın ki, kış burçlarıyla birlikte bu kavganın galibi ilkbahar geldiğinde belli olsun. Peki bu "kavga"dan kastımız neydi? Aslında bu, hayatın temelindeki zıtlıkların, karşıtlıkların ve dengenin bir ifadesidir.
İKİNCİ BÖLÜM: TATLI KAVGA - ŞÜKRAN GÜNÜ'NÜ SAHİPLENMEK
Karoglan, Şükran Günü'nü sahiplenme ve bu konuda "tatlı bir kavga" başlatma fikrini şöyle ifade eder:
"Dün dediler ki: 'Paskalya'nızı, Şükran Günü'nüzü biz alacağız.' Kimse itiraz etmiyor. Ama böyle olunca, Rabbimizin dünyanın bir yerini yaz, bir yerini kış, insan ve cin, şeytan, siyah ve beyaz, tatlı ve acı gibi iki kutuplu yaratma hikmetini anlamamış oluyorsunuz."
Peki, Müslümanlar olarak ne yapmalıyız?
Peygamberimizin (s.a.v.) Aşura Günü Örneği:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Medine'ye hicret ettiğinde Yahudilerin Aşura Günü oruç tuttuğunu gördü. Onlara bunun sebebini sorduğunda, "Bu gün Allah'ın Musa'yı (a.s.) Firavun'dan kurtardığı gündür, biz de şükür olarak oruç tutarız." dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):
"Biz Musa'ya sizden daha yakınız."
buyurdu ve hem o gün oruç tuttu, hem de ümmetine tutmalarını emretti. (Buhari, Müslim)
İşte bu "tatlı kavga"nın ta kendisidir!
Peygamberimiz (s.a.v.), başka bir inancın mensuplarının kutladığı bir günü, onlardan daha fazla sahiplenmiş, onu kendi ümmetinin bir geleneği haline getirmiştir. O, "Bu gün bize daha hayırlıdır, biz Musa'ya daha yakınız" diyerek, o günü Müslümanların takvimine dahil etmiştir.
Şimdi de aynısını Şükran Günü için yapabiliriz!
"Thanksgiving bize daha hayırlıdır, biz de kutlayacağız, o bayram bizim olacak!"
Nasıl ki Peygamberimiz (s.a.v.) Aşura Günü'nü Yahudilerden alıp onu İslami bir kimliğe büründürdüyse, biz de Şükran Günü'nü alıp onu İslami bir şükran ve hamd günü haline getirebiliriz. Bu, bir "tatlı kavga"dır. Kimsenin canını yakmayan, aksine bereket ve rahmet getiren bir kavga.
Bu Kavganın Hikmeti:
Tıpkı bulut kümelerinin o tatlı kavgasından yağmur ve kar doğması gibi, bu tür "tatlı kavgalar" da hayata bereket ve çeşitlilik katar. Siyah ile beyaz, yaz ile kış, mümin ile kâfir, hepsi birbirine zıttır ama bu zıtlıktan bir denge doğar. Şeytan bile, yıllardır kavgasından vazgeçmeyerek, bu dengeye katkıda bulunur.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: ZIT KUTUPLARIN HİKMETİ - DENGE VE BEREKET
Karoglan, evrendeki zıtlıkların (kutupların) aslında bir denge ve bereket kaynağı olduğunu vurgular:
"Rabbimizin dünyanın bir yerini yaz, bir yerini kış, insan ve cin, şeytan, siyah ve beyaz, tatlı ve acı gibi iki kutuplu yaratma hikmetini anlamamış oluyorsunuz."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Evren, zıt kutuplar üzerine kuruludur: Gece-gündüz, yaz-kış, sıcak-soğuk, iyi-kötü, inanç-inkâr, mümin-kafir...
- Bu zıtlıklar, birbirleriyle mücadele eder ve bu mücadeleden yeni bir denge, yeni bir bereket doğar.
- Tıpkı bulut kümelerinin çarpışmasından yağmur ve kar doğması gibi, zıt fikirlerin, zıt inançların çatışmasından da yeni sentezler, yeni anlayışlar doğar.
"Şeytan aleyhillane kavgasından vazgeçmedi. Neden? Görevi o, itiraz edecek, kutup oluşturacak ve yaz kutbu, kış kutbu ve böylece dünyamızda bereket olacak."
- Şeytan, Allah'ın izniyle var olan bir varlıktır ve onun varlığı, insanın iradesini sınama, doğruyu yanlıştan ayırma ve tercih yapma özgürlüğünün bir gereğidir.
- Şeytanın varlığı, müminlerin daha güçlü bir imanla, daha bilinçli bir şekilde Allah'a yönelmelerine vesile olur.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: VAHDET-İ VÜCUD - HER ŞEY BİR BÜTÜNÜN PARÇASI
Karoglan, İslam tasavvufundaki önemli bir kavram olan "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği) anlayışını hatırlatır:
"Ben bir milliyetçiyim ama nereye kadar? Aynı vahdet-i vücuttaki tırnağın bir benliği olup 'ben tırnağım' dediği gibi, ben de Türk'üm ve Müslüman'ım diyeceğim ki var olabileyim ve vahdet-i vücuttaki yerimi koruyayım."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Evren, tek bir bütündür (vahdet). Her varlık, bu bütünün bir parçasıdır.
- Tırnak, parmağın bir parçasıdır; parmak, elin; el, bedenin. Her bir parça, kendi kimliğini korurken, aynı zamanda bütünün bir parçası olduğunu unutmaz.
- Ben de Türk'üm, Müslüman'ım diyerek kendi kimliğimi korurum. Ama aynı zamanda tüm insanlığın, tüm yaratılmışların bir parçası olduğumu da bilirim.
"Dişler 'ben diş olacağım' demiş ve diş olmuşlar. Ben de Türk'üm kardeşim, var mı itirazı olan?"
- Her organ, kendi görevini yapar. Diş, ısırmak için; göz, görmek için; kulak, duymak için vardır.
- Herkes kendi kimliğini, kendi görevini korumalı, ancak bütünün bir parçası olduğunu unutmamalıdır.
- Türk olmak, Müslüman olmak, bir kimliktir. Bu kimlik, başka kimlikleri dışlamaz; aksine, tüm kimliklerin bir arada var olduğu bir bütünün parçasıdır.
BEŞİNCİ BÖLÜM: MÜNAFIKLAR VE YUMUŞAMA - DENGE UNSURLARI
Karoglan, münafıkların (ikiyüzlülerin) da bu dengede bir yeri olduğunu belirtir:
"Kâfir ve mümin hep olacak. Arada münafıklar da olur, onlar da havanın yumuşaması için gerekli olanlardır."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Münafıklar, ne tam mümin ne de tam kâfirdir. Onlar, iki taraf arasında gidip gelen, kararsız, tutarsız kişilerdir.
- Onların bu durumu, toplumda "hava yumuşamasına", yani aşırı sertliklerin törpülenmesine, uzlaşının ve diyaloğun gelişmesine vesile olabilir.
- Elbette münafıklık erdem değildir; ancak onların varlığı, toplumdaki çatışmaların şiddetini azaltabilir.
ALTINCI BÖLÜM: MÜCADELE VE SINIRLAR - KAVGA HİKMETİ
Karoglan, itiraz etmenin, mücadele etmenin ve sınırları korumanın önemini vurgular:
"İşte Allah insanları ve dünyamızı zıt kutuplardan halk etmiştir. Bu kanun ve yasa bozulmamaya çalışılmalı. Kâfir kâfirlik edecek, ama mikrobu hastalık yapıcı, iyilere düşman olmasından, iyiler de itiraz edecek, 'biz sizi öldürürüz' deyip mikropları ve şeytan ordusunu öldürecek ki hasta olmasın."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Mikroplar hastalık yapar, ama vücudun bağışıklık sistemi onlarla savaşır ve bu savaş, vücudu güçlendirir.
- Kötülükler, iyiliklerle mücadele eder ve bu mücadele, iyilikleri daha bilinçli, daha güçlü hale getirir.
- Herkes kendi sınırlarını korumalı, kendi kimliğini savunmalı, ancak bütünün bir parçası olduğunu da unutmamalıdır.
"Bizim birilerine bazen sesimizin gittiği yere kadar kıçımızı yırtarcasına bağırmamızın hikmetini de anladınız."
- Bazen, haklı bir davayı savunmak, bir zulme karşı çıkmak için sesimizi yükseltmek zorundayız.
- Bu, pasif kalmak değil, aktif bir şekilde doğrunun yanında yer almaktır.
- Ancak bu mücadele, "kavga" değil, "hakkı savunma" bilinciyle yapılmalıdır.
YEDİNCİ BÖLÜM: SONUÇ - ŞÜKRAN GÜNÜ'NÜN EVRENSEL MESAJI
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
- Tatlı Kavga: Şükran Günü'nü sahiplenmek, Peygamberimiz (s.a.v.)'in Aşura Günü'nü sahiplenmesi gibi, bir "tatlı kavga"dır. Bu kavga, kimsenin canını yakmaz, aksine bereket ve çeşitlilik getirir.
- Zıtlıklar Hayatın Ta Kendisidir: Hayat, zıt kutupların dansıdır. Gece-gündüz, yaz-kış, iyi-kötü, hepsi birbirini tamamlar ve dengeyi oluşturur.
- Her Şeyin Bir Hikmeti Vardır: Şeytanın, kâfirlerin, münafıkların ve hatta mikropların varlığının bile bir hikmeti vardır. Bu hikmeti anlamak, imanımızı ve sabrımızı artırır.
- Vahdet-i Vücud: Her varlık, tek bir bütünün parçasıdır. Kimliğimizi korurken, bütünün bir parçası olduğumuzu unutmamalıyız.
- Mücadele ve Denge: Sınırlarımızı korumak, haklı davamızı savunmak için mücadele etmek gerekir. Ancak bu mücadele, dengeyi bozmayacak, yapıcı ve bilinçli olmalıdır.
- Şükür Bilinci: Şükran Günü, sadece bir yemek günü değil, hayatın zıtlıkları içinde dengeyi bulma, her şeye rağmen Rabbimize şükretme bilincidir.
Hayat, bir kavga değil, bir denge oyunudur. Zıt kutuplar arasında gidip gelirken, dengeyi korumayı öğrenmeliyiz. Kimliğimizi savunurken, başkalarının kimliklerine saygı göstermeli, bütünün bir parçası olduğumuzu unutmamalıyız. Şükran Günü'nün ruhu da budur: Tüm zorluklara, tüm zıtlıklara rağmen, Rabbimize şükretmek ve O'nun yarattığı bu muhteşem denge için O'na hamd etmek.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (30.11.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 30.11.2014 Pazar
SOMA MADEN FACİASI RİSALESİ (Genişletilmiş ve Düzenlenmiş Versiyon)
Konu: Soma Maden Faciası, İşçi Sağlığı ve Güvenliği, Adalet Arayışı, Toplumsal Duyarlılık ve Tarihten Dersler
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Sizin Adınız]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - SOMA FACİASI VE YAS
Selamun Aleyküm,
14 Mayıs 2014 tarihinde Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen maden faciası, yüreklerimizi dağlayan, hafızalardan silinmeyecek bir acıdır. Trafo patlaması sonucu meydana gelen bu elim kazada, yüzlerce emekçi kardeşimiz hayatını kaybetti. Ülke genelinde üç günlük yas ilan edildi ve 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı törenleri iptal edildi.
Bu acı olay, sadece bir kaza değil, aynı zamanda işçi sağlığı ve güvenliği konusundaki ihmallerin, denetim eksikliklerinin ve insan hayatının ne kadar ucuz görülebildiğinin acı bir göstergesidir. Karoglan'ın bu risalesi, bu acının, isyanın ve adalet arayışının bir yansımasıdır.
İKİNCİ BÖLÜM: ACI VE İSYAN - BİR KARŞILAŞTIRMA
Karoglan, Soma faciası ile başka bir olayı karşılaştırarak, ikiyüzlülüğe ve çifte standarda dikkat çeker:
"Hani aklınıza gelmedi mi, Amerika'nın kendi ikiz kulelerini yıkıp bir de Ladin yaptı, Afganistan'a kaçtı diye Afganistan'a savaş ilan ettiği günleri ne çabuk unuttuk."
Bu Karşılaştırmanın Ardındaki Düşünce:
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SALTANAT VE CANİLİK - TARİHTEN DERSLER
Karoglan, tarihten örnekler vererek, iktidar hırsının ve çıkarın neler yaptırabileceğini sorgular:
"Aynı Osmanlı boku, saltanatta oturmak için evladının, eniştesinin canına kıyan Sultan..."
Bu Sert İfadeler Ne Anlama Gelir?
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: PEYGAMBER'DEN DERS - AKIL VE HAZIRLIK
Karoglan, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hayatından bir örnek verir:
"Muhammed, geçmişten ders almış bir peygamberdir. O, Habil gibi 'ben elimi kaldırmam' demedi ve gidip gelecek düşmana karşı hazırlık yaptı, çıktı mertçe savaştı gerektiğinde."
Bu Örnek Ne Anlama Gelir?
BEŞİNCİ BÖLÜM: ZENGİN VE FAKİR UÇURUMU - TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK
Karoglan, Soma'daki ölümlerin aslında bir toplumsal sınıf sorununun yansıması olduğunu belirtir:
"Olan yine gariplere oluyor be gülüm... Zengin yine keyfinde sefasında. Ne oğlu madende çalışır, ne gidip askerlik yapar, paralı askerdir ya onlar."
Bu Ne Anlama Gelir?
ALTINCI BÖLÜM: SONUÇ - UNUTMAK VE HESAP SORMAK
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
"Allah ölen bütün uzun Mehmetlerin canına rahmet eyleye. Katillerini tez vakit dize getirip hapseyleye."
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (14.05.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 14.05.2014
Konu: Soma Maden Faciası, İşçi Sağlığı ve Güvenliği, Adalet Arayışı, Toplumsal Duyarlılık ve Tarihten Dersler
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Sizin Adınız]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - SOMA FACİASI VE YAS
Selamun Aleyküm,
14 Mayıs 2014 tarihinde Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen maden faciası, yüreklerimizi dağlayan, hafızalardan silinmeyecek bir acıdır. Trafo patlaması sonucu meydana gelen bu elim kazada, yüzlerce emekçi kardeşimiz hayatını kaybetti. Ülke genelinde üç günlük yas ilan edildi ve 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı törenleri iptal edildi.
Bu acı olay, sadece bir kaza değil, aynı zamanda işçi sağlığı ve güvenliği konusundaki ihmallerin, denetim eksikliklerinin ve insan hayatının ne kadar ucuz görülebildiğinin acı bir göstergesidir. Karoglan'ın bu risalesi, bu acının, isyanın ve adalet arayışının bir yansımasıdır.
İKİNCİ BÖLÜM: ACI VE İSYAN - BİR KARŞILAŞTIRMA
Karoglan, Soma faciası ile başka bir olayı karşılaştırarak, ikiyüzlülüğe ve çifte standarda dikkat çeker:
"Hani aklınıza gelmedi mi, Amerika'nın kendi ikiz kulelerini yıkıp bir de Ladin yaptı, Afganistan'a kaçtı diye Afganistan'a savaş ilan ettiği günleri ne çabuk unuttuk."
Bu Karşılaştırmanın Ardındaki Düşünce:
- Karoglan, büyük güçlerin kendi çıkarları için nasıl savaşlar başlattığını ve bu süreçte masum insanların nasıl hayatını kaybettiğini hatırlatır.
- Soma'da hayatını kaybeden işçilerin de benzer bir "görünmezlik" ve "değersizlik" içinde olduğunu ima eder.
- Ders: Tarih boyunca, güçlülerin çıkarları uğruna masumların canları feda edilmiştir. Bu durum, her dönemde ve her coğrafyada tekerrür eden bir acı gerçektir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SALTANAT VE CANİLİK - TARİHTEN DERSLER
Karoglan, tarihten örnekler vererek, iktidar hırsının ve çıkarın neler yaptırabileceğini sorgular:
"Aynı Osmanlı boku, saltanatta oturmak için evladının, eniştesinin canına kıyan Sultan..."
Bu Sert İfadeler Ne Anlama Gelir?
- Karoglan, tarihte iktidar uğruna akrabalarını dahi feda eden yöneticileri hatırlatır.
- Bu durum, iktidar hırsının, insanı ne kadar acımasız ve duyarsız yapabileceğini gösterir.
- Ders: İnsanlık tarihi, iktidar hırsının nelere mal olduğunun kanıtlarıyla doludur. Bu dersleri unutmamak ve bugünün yöneticilerinden adalet ve merhamet beklemek en doğal hakkımızdır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: PEYGAMBER'DEN DERS - AKIL VE HAZIRLIK
Karoglan, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hayatından bir örnek verir:
"Muhammed, geçmişten ders almış bir peygamberdir. O, Habil gibi 'ben elimi kaldırmam' demedi ve gidip gelecek düşmana karşı hazırlık yaptı, çıktı mertçe savaştı gerektiğinde."
Bu Örnek Ne Anlama Gelir?
- Karoglan, Müslümanların "Habil" gibi pasif kalmamaları, "Kabil" gibi zalimlere karşı gerektiğinde haklarını savunmaları gerektiğini vurgular.
- Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in, Hendek Savaşı'nda hendek kazarak savunma hazırlığı yapması, öngörülü ve akıllı olmanın önemini gösterir.
- Ders: Müslümanlar, zulüm karşısında sessiz kalmamalı, haklarını savunmak için gerekli hazırlıkları yapmalı ve gerektiğinde haklı bir mücadeleye girişmelidir.
BEŞİNCİ BÖLÜM: ZENGİN VE FAKİR UÇURUMU - TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK
Karoglan, Soma'daki ölümlerin aslında bir toplumsal sınıf sorununun yansıması olduğunu belirtir:
"Olan yine gariplere oluyor be gülüm... Zengin yine keyfinde sefasında. Ne oğlu madende çalışır, ne gidip askerlik yapar, paralı askerdir ya onlar."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Soma'da ölenler, büyük çoğunlukla emekçi, dar gelirli insanlardır.
- Zenginler, çocuklarını madenlerde çalıştırmak veya askere göndermek zorunda değildir.
- Bu durum, toplumdaki derin eşitsizlikleri ve adaletsizliği gözler önüne serer.
ALTINCI BÖLÜM: SONUÇ - UNUTMAK VE HESAP SORMAK
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
- Hayatın Değeri: Soma'da ölen her bir işçi, bir babanın, bir evladın, bir kardeşin canıdır. Bu canlar, asla unutulmamalı ve bu acı, sıradan bir haber olarak görülmemelidir.
- Sorumluluk: İşverenler, devlet yetkilileri ve denetim mekanizmaları, işçi sağlığı ve güvenliği konusunda sorumluluklarını yerine getirmelidir. Bu ihmallerin bedeli, insan hayatıyla ödenemeyecek kadar ağırdır.
- Adalet Arayışı: Soma'da yaşananların hesabı sorulmalı, ihmali olanlar cezalandırılmalıdır. Bu, hem ölenlerin aileleri hem de tüm toplum için bir vicdan borcudur.
- Tarihten Ders: Tarih, iktidar hırsının, çıkarın ve duyarsızlığın nelere mal olduğunu gösterir. Bu dersleri unutmamak ve daha adil bir dünya için mücadele etmek zorundayız.
- Toplumsal Dayanışma: Soma faciası, toplumun tüm kesimlerinin birlikte hareket etmesi gerektiğini göstermiştir. Zor günlerde dayanışma, acıları hafifletir ve umudu yeşertir.
"Allah ölen bütün uzun Mehmetlerin canına rahmet eyleye. Katillerini tez vakit dize getirip hapseyleye."
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (14.05.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 14.05.2014
İNSANLARA TEŞEKKÜR ETMEYEN ALLAH'A DA ŞÜKRETMEZ RİSALESİ (Genişletilmiş ve Düzenlenmiş Versiyon)
Konu: Şükür Bilinci, Sebeplere Saygı, İmanın Bütünlüğü ve İnsanlara Teşekkür Etmenin Önemi
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Sizin Adınız]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - AHMAK HOCA'YA TEPKİ
Selamun Aleyküm,
Bu risale, bazı hocaların "Her nimeti veren Allah'tır, öyleyse önce Allah'a şükredeceksin" şeklindeki tek yönlü yaklaşımına bir tepki olarak kaleme alınmıştır. Karoglan, bu yaklaşımın, Allah'ın yarattığı sebepleri, görevlendirdiği melekleri ve insanların emeklerini görmezden gelmek olduğunu savunur.
"Eman, tamam Allah'a iman ettik diye imanın şartları bitti mi hoca efendi?"
Karoglan'ın bu sorusu, imanın sadece Allah'a imandan ibaret olmadığını, tüm şartlarıyla bir bütün olduğunu hatırlatır.
İKİNCİ BÖLÜM: İMANIN ŞARTLARI - BÜTÜNSEL BAKIŞ
Karoglan, imanın şartlarını tek tek hatırlatarak, her birinin şükür bilincindeki yerini sorgular:
1. Allah'a İman:
Elbette her nimetin asıl sahibi Allah'tır. Ancak bu, O'nun yarattığı sebepleri ve görevlendirdiği varlıkları inkâr etmeyi gerektirmez.
2. Meleklere İman:
"Allah'a imandan sonra meleklere iman gelmiyor mu? Öyleyse sana gelen nimetlerde O'nun meleklerinin de nasibi var demek olmaz mı?"
"Kitap, bir Kuran, İncil, Tevrat mı sanırsın sen? Çiftçinin bir kitabı var: Ekecek, temmuzda, ağustosta biçecek, sulayacak, çapalayacak. Kitabına uymazsa buğday biçip ekmek yapamaz, yiyemez."
Karoglan, "kitap" kavramını genişletir. Evet, kutsal kitaplar vardır; ancak hayatın her alanında bir "kitap" vardır. Çiftçinin ekim biçim takvimi, doktorun tıp bilgisi, mühendisin hesapları, hepsi birer "kitap"tır ve bu kitaplara uymak, nimetlere ulaşmanın şartıdır.
4. Peygamberlere İman:
"Peygamberler, gökçek ahlakın temsilcileridir. Sen insan gibi yaşamak istiyorsan, peygamberlerin ahlakından nasip alman gerekir."
Peygamberler (a.s.), sadece Allah'ın emirlerini tebliğ etmekle kalmamış, aynı zamanda bu emirlerin nasıl yaşanacağını da göstermişlerdir. Onlar, hayvani nefsin öfke, hırs, korku gibi duygularını nasıl terbiye edeceğimizin de öğretmenleridir.
5. Ahirete İman:
"Allah neden senin canını, sonunu kendi gelip de boğazlayıp almıyor da Azrail'i görevlendirmiş? Tefekkür etmek yok mu?"
Allah, her işi doğrudan kendisi yapabilir; ancak O, kudretinin bir gereği olarak, işleri sebeplere ve görevlilere bağlamıştır. Bu, O'nun yarattığı düzenin bir parçasıdır ve bu düzene saygı göstermek, şükrün bir gereğidir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SEBEPLERİ HİÇE SAYMAK - AHMAKLIK
Karoglan, sebebleri hiçe sayan ve sadece "Allah yaratır" deyip gerisini düşünmeyenleri sert bir dille eleştirir:
"Sen eğer sebepleri hiçe sayıp buğday ekmezsen, gerekirse sulamazsan, sonra çapalayıp zararlılarını ayıklamazsan, sonra vakti gelince biçmezsen, sonra yıkayıp değirmene götürmezsen, sonra un edip eve getirmezsen, sonra hamur edip ekmek yapmazsan, sonra yanına katık ve su alıp yemezsen, karnın nasıl doyacak?"
Bu Ne Anlama Gelir?
"Evet Allah elbette buna da muktedirdir ama yasalar koymuş ve bizi sebeplere bağlamış."
Allah, dilediğini sebepsiz de yaratabilir (mucize), ancak O, âdeti üzere her şeyi sebeplerle yaratmayı tercih etmiştir. Bu nedenle, sebeplere sarılmak, Allah'ın yasalarına saygı göstermektir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: ANNE VE BABAYA TEŞEKKÜR - NİMETİN GÖRÜNEN YÜZÜ
Karoglan, Allah'ın nimetlerinin çoğu zaman aracılar (insanlar) aracılığıyla geldiğini hatırlatır:
"Allah sana merhametini, şefkatini anan baban eliyle gösterir. Senin elin tutmazken karnın acıktığında karnını doyuran, kakan varken altını temizleyen, seni emziren, seni temizleyip kundaklayan, sen ağlıyorsun diye üzülen, aman düşer diye sakınan Annen ve evladı için mamalar alıp getiren, oyuncaklar alan Babana teşekkürü çok mu görüyorsun da, Allah'a şükredip gerisi boş diyeceksin?"
Bu Ne Anlama Gelir?
BEŞİNCİ BÖLÜM: HADİS-İ ŞERİF - ASIL MESELE
Risalenin temelini oluşturan hadis-i şerif şudur:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
"İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez."
(Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed bin Hanbel)
Bu Hadis Ne Anlama Gelir?
ALTINCI BÖLÜM: SONUÇ - HAKİKİ ŞÜKÜR BİLİNCİ
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
Allah'a şükretmek, O'nun yarattığı tüm güzelliklere, O'nun görevlendirdiği tüm varlıklara ve O'nun sana ulaştırdığı tüm nimetlerin aracılarına karşı müteşekkir olmaktır. Bugün yediğin ekmeğin emeğini, içtiğin suyun yolculuğunu, kullandığın her şeyin ardındaki binlerce sebebi düşün. Ve tüm bu sebeplere, emeklere, hizmetlere teşekkür etmeyi asla ihmal etme. Unutma, teşekkürü hak edenleri görmezden gelmek, asıl şükrün sahibini de görmezden gelmektir.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (15.04.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 15.04.2014 Salı
Konu: Şükür Bilinci, Sebeplere Saygı, İmanın Bütünlüğü ve İnsanlara Teşekkür Etmenin Önemi
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Sizin Adınız]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - AHMAK HOCA'YA TEPKİ
Selamun Aleyküm,
Bu risale, bazı hocaların "Her nimeti veren Allah'tır, öyleyse önce Allah'a şükredeceksin" şeklindeki tek yönlü yaklaşımına bir tepki olarak kaleme alınmıştır. Karoglan, bu yaklaşımın, Allah'ın yarattığı sebepleri, görevlendirdiği melekleri ve insanların emeklerini görmezden gelmek olduğunu savunur.
"Eman, tamam Allah'a iman ettik diye imanın şartları bitti mi hoca efendi?"
Karoglan'ın bu sorusu, imanın sadece Allah'a imandan ibaret olmadığını, tüm şartlarıyla bir bütün olduğunu hatırlatır.
İKİNCİ BÖLÜM: İMANIN ŞARTLARI - BÜTÜNSEL BAKIŞ
Karoglan, imanın şartlarını tek tek hatırlatarak, her birinin şükür bilincindeki yerini sorgular:
1. Allah'a İman:
Elbette her nimetin asıl sahibi Allah'tır. Ancak bu, O'nun yarattığı sebepleri ve görevlendirdiği varlıkları inkâr etmeyi gerektirmez.
2. Meleklere İman:
"Allah'a imandan sonra meleklere iman gelmiyor mu? Öyleyse sana gelen nimetlerde O'nun meleklerinin de nasibi var demek olmaz mı?"
- Yağmurun yağmasında görevli Mikail (a.s.) ve rüzgarlar vardır.
- Ölümü getirmekle görevli Azrail (a.s.) vardır.
- Sana ulaşan her nimetin, Allah'ın izniyle, O'nun meleklerinin de bir katkısı vardır.
"Kitap, bir Kuran, İncil, Tevrat mı sanırsın sen? Çiftçinin bir kitabı var: Ekecek, temmuzda, ağustosta biçecek, sulayacak, çapalayacak. Kitabına uymazsa buğday biçip ekmek yapamaz, yiyemez."
Karoglan, "kitap" kavramını genişletir. Evet, kutsal kitaplar vardır; ancak hayatın her alanında bir "kitap" vardır. Çiftçinin ekim biçim takvimi, doktorun tıp bilgisi, mühendisin hesapları, hepsi birer "kitap"tır ve bu kitaplara uymak, nimetlere ulaşmanın şartıdır.
4. Peygamberlere İman:
"Peygamberler, gökçek ahlakın temsilcileridir. Sen insan gibi yaşamak istiyorsan, peygamberlerin ahlakından nasip alman gerekir."
Peygamberler (a.s.), sadece Allah'ın emirlerini tebliğ etmekle kalmamış, aynı zamanda bu emirlerin nasıl yaşanacağını da göstermişlerdir. Onlar, hayvani nefsin öfke, hırs, korku gibi duygularını nasıl terbiye edeceğimizin de öğretmenleridir.
5. Ahirete İman:
"Allah neden senin canını, sonunu kendi gelip de boğazlayıp almıyor da Azrail'i görevlendirmiş? Tefekkür etmek yok mu?"
Allah, her işi doğrudan kendisi yapabilir; ancak O, kudretinin bir gereği olarak, işleri sebeplere ve görevlilere bağlamıştır. Bu, O'nun yarattığı düzenin bir parçasıdır ve bu düzene saygı göstermek, şükrün bir gereğidir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SEBEPLERİ HİÇE SAYMAK - AHMAKLIK
Karoglan, sebebleri hiçe sayan ve sadece "Allah yaratır" deyip gerisini düşünmeyenleri sert bir dille eleştirir:
"Sen eğer sebepleri hiçe sayıp buğday ekmezsen, gerekirse sulamazsan, sonra çapalayıp zararlılarını ayıklamazsan, sonra vakti gelince biçmezsen, sonra yıkayıp değirmene götürmezsen, sonra un edip eve getirmezsen, sonra hamur edip ekmek yapmazsan, sonra yanına katık ve su alıp yemezsen, karnın nasıl doyacak?"
Bu Ne Anlama Gelir?
- Allah, evrende belirli yasalar (sünnetullah) koymuştur.
- Bu yasalara uymak, nimetlere ulaşmanın ön şartıdır.
- Ekmek yemek için ekmek yapmak gerekir, ekmek yapmak için buğday yetiştirmek gerekir, buğday yetiştirmek için toprağı sürmek, ekmek, sulamak, biçmek... tüm bu sebepleri yerine getirmek gerekir.
- "Allah yaratır" deyip sebepleri hiçe saymak, hem akılsızlık hem de Allah'ın koyduğu düzene saygısızlıktır.
"Evet Allah elbette buna da muktedirdir ama yasalar koymuş ve bizi sebeplere bağlamış."
Allah, dilediğini sebepsiz de yaratabilir (mucize), ancak O, âdeti üzere her şeyi sebeplerle yaratmayı tercih etmiştir. Bu nedenle, sebeplere sarılmak, Allah'ın yasalarına saygı göstermektir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: ANNE VE BABAYA TEŞEKKÜR - NİMETİN GÖRÜNEN YÜZÜ
Karoglan, Allah'ın nimetlerinin çoğu zaman aracılar (insanlar) aracılığıyla geldiğini hatırlatır:
"Allah sana merhametini, şefkatini anan baban eliyle gösterir. Senin elin tutmazken karnın acıktığında karnını doyuran, kakan varken altını temizleyen, seni emziren, seni temizleyip kundaklayan, sen ağlıyorsun diye üzülen, aman düşer diye sakınan Annen ve evladı için mamalar alıp getiren, oyuncaklar alan Babana teşekkürü çok mu görüyorsun da, Allah'a şükredip gerisi boş diyeceksin?"
Bu Ne Anlama Gelir?
- Anne ve baba, Allah'ın rahmetinin ve şefkatinin en büyük tecellilerindendir.
- Onların emekleri, sevgileri, fedakârlıkları, Allah'ın bize olan sevgisinin bir yansımasıdır.
- Anne ve babaya teşekkür etmek, aslında Allah'a teşekkür etmenin bir yoludur.
- Onların emeğini görmezden gelip sadece "Allah yarattı" demek, hem nankörlük hem de edepsizliktir.
BEŞİNCİ BÖLÜM: HADİS-İ ŞERİF - ASIL MESELE
Risalenin temelini oluşturan hadis-i şerif şudur:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
"İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez."
(Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed bin Hanbel)
Bu Hadis Ne Anlama Gelir?
- Şükür Bütünlüktür: Allah'a şükretmek, O'nun yarattığı tüm varlıklara, özellikle de insanlara karşı müteşekkir olmayı gerektirir.
- Nimetin Kabı: Nimet, bir kapta (aracıda) gelir. O kabı (aracı) görmezden gelirsek, nimete de saygısızlık etmiş oluruz.
- Küçük Görülmemeli: Bize bir iyilik yapan, bize yardım eden, bize nimet ulaştıran herkesin emeği, şükranı hak eder.
- Denge: Allah'a şükür ile insanlara teşekkür arasında bir denge vardır. Biri diğerinin yerine geçmez, ikisi de gereklidir.
ALTINCI BÖLÜM: SONUÇ - HAKİKİ ŞÜKÜR BİLİNCİ
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
- Şükür, Bütüncül Bir Bakıştır: Şükür, sadece Allah'a "Elhamdülillah" demek değildir. O'nun yarattığı tüm sebepleri, görevlendirdiği tüm varlıkları ve özellikle insanların emeklerini görüp takdir etmek, şükrün bir parçasıdır.
- Sebeplere Sarılmak, İmandır: Allah, her şeyi sebeplerle yaratmayı âdet edinmiştir. Bu sebeplere sarılmak, O'nun yasalarına saygı göstermek ve O'nun koyduğu düzene uymaktır.
- Nimetin Aracısı da Önemlidir: Bize ulaşan her nimetin bir aracısı vardır. O aracıyı (insanı, meleği, hayvanı, nesneyi) görmezden gelmek, nimete saygısızlıktır.
- Anne ve Babaya Saygı, Şükrün Bir Parçasıdır: Anne ve babamız, Allah'ın bize olan sevgisinin ve merhametinin en büyük tecellileridir. Onlara teşekkür etmek, Allah'a teşekkür etmekle eşdeğerdir.
- Hadisin Mesajı: "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez." Bu hadis, şükrün sadece Allah ile sınırlı olmadığını, tüm yaratılmışları kapsadığını gösterir.
Allah'a şükretmek, O'nun yarattığı tüm güzelliklere, O'nun görevlendirdiği tüm varlıklara ve O'nun sana ulaştırdığı tüm nimetlerin aracılarına karşı müteşekkir olmaktır. Bugün yediğin ekmeğin emeğini, içtiğin suyun yolculuğunu, kullandığın her şeyin ardındaki binlerce sebebi düşün. Ve tüm bu sebeplere, emeklere, hizmetlere teşekkür etmeyi asla ihmal etme. Unutma, teşekkürü hak edenleri görmezden gelmek, asıl şükrün sahibini de görmezden gelmektir.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (15.04.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 15.04.2014 Salı
PARALEL EVRENLER RİSALESİ (Genişletilmiş ve Düzenlenmiş Versiyon)
Konu: Paralel Evrenler, İrade-i Cüziye, Tercihlerin Sonsuzluğu ve Allah'ın Kudreti
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Rasit Tunca]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - OKAN BAYÜLGEN'İN PROGRAMINDAN İLHAM
Selamun Aleyküm,
Bu risale, 8 Mayıs 2014 akşamı Okan Bayülgen'in programında işlenen "Paralel Evrenler" konusuna atfen kaleme alınmıştır. Karoglan, bu konuyu İslami perspektiften, Allah'ın kudreti, insanın iradesi ve yaratılışın derinlikleri açısından ele alır.
İKİNCİ BÖLÜM: ALLAH'IN KUDRETİ - BOŞLUK YOKTUR
Karoglan, Allah'ın yarattığı her şeyin bir amacı olduğunu ve hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığını vurgular:
"Allah, senin hiç görmediğin, insan ayağı basmamış Amazonlarda da börtü böcek, kurt kuş yaratmış, denizlerin dibinde de yaşayan var."
Bu Ne Anlama Gelir?
"Sen zanneder misin, koskoca Jüpiter yaratılacak da onu boş bırakacak? Yahut Allah, dünyanın oluşması için Jüpiter'i olasılıklar için mi bırakmış zannedersin? Allah'ın kudretine laf etmiş olursun o zaman."
Uyarı: Jüpiter'in veya diğer gezegenlerin boş olduğunu düşünmek, Allah'ın kudretini ve hikmetini küçümsemektir. O, her şeyi bir amaçla yaratmıştır. Belki oralarda da bizim bilmediğimiz varlıklar, bizim anlamadığımız sistemler vardır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SEN BİR ALEMSİN - ALEM İÇİNDE ALEM
Karoglan, insanın kendi varlığını bir "alem" olarak görür:
"Sen bir alemsin, senin annen başka bir alem, senin evladın başka bir alem değil mi?"
Bu Ne Anlama Gelir?
"Yine bir kurt bir beden ve o bedende çalışan binlerce melekten, ciğerden, böbrekten ve yeniden doğması için tohumdan oluşmakta... Bunca oksijen, demir yahut kalsiyum doğada değişik versiyonlardayken insanda belli bir düzen halinde bulunmakta ve bunu sağlayan nedir? O senin 'sen' oluşundur."
Ders: Her insan, Allah'ın kudretinin bir tecellisidir. Kendi içimizdeki düzeni, intizamı ve uyumu gördükçe, Allah'ın varlığına ve birliğine olan imanımız kuvvetlenir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: BİLİNÇLİ YOLCULUK - İHTİMAL DEĞİL, KULLUK YARIŞI
Karoglan, insanın oluşumunu ve dünyaya gelişini "ihtimal" olarak değil, "bilinçli bir yolculuk" ve "kulluk yarışı" olarak tanımlar:
"Baban menisini annene vaaz ettiğinde, annenin yumurtasına yolculuk eden milyonlarca insan vardı. Ama annenden yarışı kazanan sen oldun ve senin alemin annenin içinde yaratıldı."
Bu Ne Anlama Gelir?
"Sen taa babanda yediğin ekmekken başlarsın. Sen ekmek iken yola çıkıp 'ben Adem olacağım' demedin. Seyri sülük etmeseydin, tuvaleti boylardın. Ve bunlarca elemeyi hep kazanan sen olmuşsun ki en son yarışı da kazanıp annenden doğdun. Ve buna ihtimal değil, bizatihi bilinçli bir yolculuk ve Allah'ı bilme ve kulluk yarışı denir."
Ders: İnsan, tesadüfen var olmamıştır. O, Allah'ın özel olarak yarattığı, bilinçli bir yolculuğun sonucunda dünyaya gelmiştir. Bu bilinçle hareket etmeli ve hayatını anlamlandırmalıdır.
BEŞİNCİ BÖLÜM: PARALEL EVRENLER VE İRADE-İ CÜZİYE
Karoglan, paralel evrenler kavramını, insanın tercihleri ve iradesiyle ilişkilendirir:
"İki dakika sonra evine varınca önce tuvalete girmen, yahut gidip oturma odasına uzanacak olman veya mutfakta bir kahve içecek olman olasılıklarının hepsi ayrı bir varlık (Verbreiten) olarak sanal olarak hazır durmakta. Ve o sen ve senin ruhun, hangi kapıyı açarsan o kapıdaki senle can ve ruh kazanacak."
Bu Ne Anlama Gelir?
"Namaz kılarsan sana ayrı bir kapı açılacak, yok şarap içersen yine ayrı bir kapı açılacak. O kapıdan girince sevap işlersen belki ödül, günah işlersen belki sarhoş kaza yapacağın bir kapıyı aralamış olursun."
Uyarı: Her tercihimiz, hayatımızı şekillendirir. Sevap kapıları, bizi Allah'a yaklaştırır; günah kapıları, bizi O'ndan uzaklaştırır ve felakete sürükler.
ALTINCI BÖLÜM: SANAL OLAN GERÇEK OLUR - TERCİHLER VE SONUÇLAR
Karoglan, tüm olasılıkların Allah indinde hazır olduğunu ve bizim tercihlerimizle gerçekliğe dönüştüğünü ifade eder:
"Senin de benim de ömrümü oluşturacak benlerin hepsi hazır vaziyette ve bütün olasılıklar ama hepsi sanal halde. Senin irade-i cüziyen ve tercihin onlara can ve ruh elbisesi giymesini sağlar."
Bu Ne Anlama Gelir?
"Yeğenin ayrı bir alem ve tercihler olasılıklar durumuna sahip. Onu senin görmen veya görmemen, yine aralanan kapılarla alakalı bir durum."
Yani her birey, kendi tercihleriyle kendi evrenini inşa eder. Aynı ortamda bulunan iki kişi, farklı tercihlerle farklı "evrenlerde" yaşayabilir.
YEDİNCİ BÖLÜM: HER ŞEY BİR ALEMDİR - MELEKLER ORDUSU
Karoglan, çevremizdeki her şeyin birer "alem" olduğunu ve bu alemlerin Allah'ın emrine itaat eden melekler ordusu gibi çalıştığını belirtir:
"Bilgisayarının olması senin için çalışan binlerce melekli bir alem demek. Bilgisayarın içinde kaç tane parçadan oluşuyor? Yine o parçaları oluşturan elementler canlı, kendi içinde zikir halinde ve sana ve emre itaat eden melekler ordusu..."
Bu Ne Anlama Gelir?
SEKİZİNCİ BÖLÜM: SONUÇ - TEFEKKÜR VE SORUMLULUK
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
Dünyaya gelişin bir tesadüf değil. Her an, sonsuz ihtimaller arasında yol alıyorsun. İradeni doğru kullan, hayırlı kapıları arala. Unutma, senin her tercihin, senin "evrenini" inşa ediyor. Bu evreni cennet bahçesine mi çevireceksin, yoksa cehennem çukuruna mı? Bu tamamen sana bağlı.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (08.05.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 08.05.2014
Konu: Paralel Evrenler, İrade-i Cüziye, Tercihlerin Sonsuzluğu ve Allah'ın Kudreti
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Rasit Tunca]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - OKAN BAYÜLGEN'İN PROGRAMINDAN İLHAM
Selamun Aleyküm,
Bu risale, 8 Mayıs 2014 akşamı Okan Bayülgen'in programında işlenen "Paralel Evrenler" konusuna atfen kaleme alınmıştır. Karoglan, bu konuyu İslami perspektiften, Allah'ın kudreti, insanın iradesi ve yaratılışın derinlikleri açısından ele alır.
İKİNCİ BÖLÜM: ALLAH'IN KUDRETİ - BOŞLUK YOKTUR
Karoglan, Allah'ın yarattığı her şeyin bir amacı olduğunu ve hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığını vurgular:
"Allah, senin hiç görmediğin, insan ayağı basmamış Amazonlarda da börtü böcek, kurt kuş yaratmış, denizlerin dibinde de yaşayan var."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Allah'ın yaratması, insanın görmesi veya bilmesiyle sınırlı değildir. O, her yerde, her alanda yaratmaya devam eder.
- Hiçbir yer boş değildir. Her yerde O'nun varlığının ve kudretinin izleri vardır.
"Sen zanneder misin, koskoca Jüpiter yaratılacak da onu boş bırakacak? Yahut Allah, dünyanın oluşması için Jüpiter'i olasılıklar için mi bırakmış zannedersin? Allah'ın kudretine laf etmiş olursun o zaman."
Uyarı: Jüpiter'in veya diğer gezegenlerin boş olduğunu düşünmek, Allah'ın kudretini ve hikmetini küçümsemektir. O, her şeyi bir amaçla yaratmıştır. Belki oralarda da bizim bilmediğimiz varlıklar, bizim anlamadığımız sistemler vardır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SEN BİR ALEMSİN - ALEM İÇİNDE ALEM
Karoglan, insanın kendi varlığını bir "alem" olarak görür:
"Sen bir alemsin, senin annen başka bir alem, senin evladın başka bir alem değil mi?"
Bu Ne Anlama Gelir?
- Her insan, kendi içinde koca bir evrendir. Vücudumuzda milyarlarca hücre, organ, sistem ve bunları çalıştıran melekler (melekeler) vardır.
- Her organın kendine özgü bir işlevi ve düzeni vardır. Kalp başka bir alemdir, beyin başka bir alemdir, böbrek başka bir alemdir.
- Tüm bu alemler, bir araya gelerek "sen"i oluşturur.
"Yine bir kurt bir beden ve o bedende çalışan binlerce melekten, ciğerden, böbrekten ve yeniden doğması için tohumdan oluşmakta... Bunca oksijen, demir yahut kalsiyum doğada değişik versiyonlardayken insanda belli bir düzen halinde bulunmakta ve bunu sağlayan nedir? O senin 'sen' oluşundur."
Ders: Her insan, Allah'ın kudretinin bir tecellisidir. Kendi içimizdeki düzeni, intizamı ve uyumu gördükçe, Allah'ın varlığına ve birliğine olan imanımız kuvvetlenir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: BİLİNÇLİ YOLCULUK - İHTİMAL DEĞİL, KULLUK YARIŞI
Karoglan, insanın oluşumunu ve dünyaya gelişini "ihtimal" olarak değil, "bilinçli bir yolculuk" ve "kulluk yarışı" olarak tanımlar:
"Baban menisini annene vaaz ettiğinde, annenin yumurtasına yolculuk eden milyonlarca insan vardı. Ama annenden yarışı kazanan sen oldun ve senin alemin annenin içinde yaratıldı."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Spermlerin milyonlarcası arasından sadece bir tanesinin yumurtayı döllemesi, tesadüf değildir. Bu, Allah'ın takdiridir.
- Her insan, bu yarışı kazanarak dünyaya gelir. Bu, onun özel ve seçkin olduğunu gösterir.
- Bu yolculuk, insanın Allah'ı bilmesi ve O'na kulluk etmesi için başlatılmış bilinçli bir süreçtir.
"Sen taa babanda yediğin ekmekken başlarsın. Sen ekmek iken yola çıkıp 'ben Adem olacağım' demedin. Seyri sülük etmeseydin, tuvaleti boylardın. Ve bunlarca elemeyi hep kazanan sen olmuşsun ki en son yarışı da kazanıp annenden doğdun. Ve buna ihtimal değil, bizatihi bilinçli bir yolculuk ve Allah'ı bilme ve kulluk yarışı denir."
Ders: İnsan, tesadüfen var olmamıştır. O, Allah'ın özel olarak yarattığı, bilinçli bir yolculuğun sonucunda dünyaya gelmiştir. Bu bilinçle hareket etmeli ve hayatını anlamlandırmalıdır.
BEŞİNCİ BÖLÜM: PARALEL EVRENLER VE İRADE-İ CÜZİYE
Karoglan, paralel evrenler kavramını, insanın tercihleri ve iradesiyle ilişkilendirir:
"İki dakika sonra evine varınca önce tuvalete girmen, yahut gidip oturma odasına uzanacak olman veya mutfakta bir kahve içecek olman olasılıklarının hepsi ayrı bir varlık (Verbreiten) olarak sanal olarak hazır durmakta. Ve o sen ve senin ruhun, hangi kapıyı açarsan o kapıdaki senle can ve ruh kazanacak."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Her an, sonsuz sayıda ihtimal (olasılık) bizi beklemektedir.
- Her tercih, farklı bir sonuca, farklı bir "evrene" kapı açar.
- Biz, irademizle (irade-i cüziye) hangi kapıyı açacağımıza karar veririz. Açtığımız kapı, o andaki "ben"imizi ve yaşantımızı belirler.
"Namaz kılarsan sana ayrı bir kapı açılacak, yok şarap içersen yine ayrı bir kapı açılacak. O kapıdan girince sevap işlersen belki ödül, günah işlersen belki sarhoş kaza yapacağın bir kapıyı aralamış olursun."
Uyarı: Her tercihimiz, hayatımızı şekillendirir. Sevap kapıları, bizi Allah'a yaklaştırır; günah kapıları, bizi O'ndan uzaklaştırır ve felakete sürükler.
ALTINCI BÖLÜM: SANAL OLAN GERÇEK OLUR - TERCİHLER VE SONUÇLAR
Karoglan, tüm olasılıkların Allah indinde hazır olduğunu ve bizim tercihlerimizle gerçekliğe dönüştüğünü ifade eder:
"Senin de benim de ömrümü oluşturacak benlerin hepsi hazır vaziyette ve bütün olasılıklar ama hepsi sanal halde. Senin irade-i cüziyen ve tercihin onlara can ve ruh elbisesi giymesini sağlar."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Allah, zaman ve mekândan münezzehtir. O indinde her şey olmuş bitmiştir.
- Bizim için "gelecek" olan, Allah için "geçmiş" veya "an"dır.
- Biz, sınırlı irademizle bu hazır olan olasılıklardan birini seçer ve onu gerçekleştiririz.
- Seçmediğimiz diğer olasılıklar ise "sanal" olarak kalır.
"Yeğenin ayrı bir alem ve tercihler olasılıklar durumuna sahip. Onu senin görmen veya görmemen, yine aralanan kapılarla alakalı bir durum."
Yani her birey, kendi tercihleriyle kendi evrenini inşa eder. Aynı ortamda bulunan iki kişi, farklı tercihlerle farklı "evrenlerde" yaşayabilir.
YEDİNCİ BÖLÜM: HER ŞEY BİR ALEMDİR - MELEKLER ORDUSU
Karoglan, çevremizdeki her şeyin birer "alem" olduğunu ve bu alemlerin Allah'ın emrine itaat eden melekler ordusu gibi çalıştığını belirtir:
"Bilgisayarının olması senin için çalışan binlerce melekli bir alem demek. Bilgisayarın içinde kaç tane parçadan oluşuyor? Yine o parçaları oluşturan elementler canlı, kendi içinde zikir halinde ve sana ve emre itaat eden melekler ordusu..."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Her varlık, Allah'ı zikir eder. Bir bilgisayarın içindeki elektronik devreler, onu oluşturan elementler, hepsi Allah'ın yasalarına göre çalışır.
- Bu varlıklar, insanın hizmetine verilmiştir. Onlar, insanın emrine itaat eden "melekler" gibidir.
- Bu düzen, Allah'ın kudretinin ve rahmetinin bir göstergesidir.
SEKİZİNCİ BÖLÜM: SONUÇ - TEFEKKÜR VE SORUMLULUK
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
- Her Şey Bir Alemdir: İnsandan, bilgisayara, Jüpiter'den, tuvaletteki böceğe kadar her varlık, kendi içinde bir "alem"dir ve Allah'ın kudretini yansıtır.
- Boşluk Yoktur: Allah, hiçbir yeri boş bırakmamıştır. Her yerde O'nun yaratması ve hikmeti vardır.
- Bilinçli Yolculuk: İnsan, tesadüfen değil, bilinçli bir yolculuğun sonucunda dünyaya gelmiştir. Bu, O'nun özel bir yaratmasıdır.
- İrade ve Tercih: Her an, sonsuz olasılıklar içinde tercih yapma gücüne sahibiz. Tercihlerimiz, hayatımızı ve "evrenimizi" şekillendirir.
- Sanal Olan Gerçek Olur: Allah indinde tüm olasılıklar hazırdır. Bizim irademiz, bu olasılıklardan birini seçerek onu gerçeğe dönüştürür.
- Sorumluluk: Her tercihimizden sorumluyuz. Sevap kapılarını aralamak, bizi Allah'a yaklaştırır; günah kapıları ise felakete sürükler.
Dünyaya gelişin bir tesadüf değil. Her an, sonsuz ihtimaller arasında yol alıyorsun. İradeni doğru kullan, hayırlı kapıları arala. Unutma, senin her tercihin, senin "evrenini" inşa ediyor. Bu evreni cennet bahçesine mi çevireceksin, yoksa cehennem çukuruna mı? Bu tamamen sana bağlı.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (08.05.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 08.05.2014
CİDDİYAT VE HAMURU KATI OLANLAR RİSALESİ (Genişletilmiş ve Düzenlenmiş Versiyon)
Konu: Ciddiyet ve Neşe Dengesi, Hayatı Sulandırmak, İnsan İlişkilerinde Esneklik
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Sizin Adınız]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - HAMUR BENZETMESİ VE İNSAN KARAKTERİ
Selamun Aleyküm,
İnsanın karakteri, tıpkı bir hamur gibidir. Annenin hamuru ne kadar kıvamında yoğurduğu, o insanın hayata karşı duruşunu, ciddiyetini ve esnekliğini belirler. Karoglan'ın bu risalesi, hayatın ciddi yönleri ile neşeli yönleri arasındaki dengeyi, "katı hamur" ve "yumuşak hamur" metaforu üzerinden anlatır.
"İnsanın çok ciddi olması, onu yoğuran annenin, hamurunu yoğururken çok katı hamur yoğurmasından meydana gelir."
Bu ifade, karakterin temellerinin çocuklukta atıldığını ve aile ortamının, özellikle annenin tutumunun, kişilik üzerinde derin etkiler bıraktığını ima eder. Peki, hamuru katı olanlar ne yapmalıdır?
İKİNCİ BÖLÜM: SİNEMA SALONUNDAN DERS - KORKU VE NEŞE
Karoglan, Ankarada yüksek okulda okurken arkadaşlarıyla gittiği bir sinema deneyimini anlatır:
"Film korku filmi. Arkadaşın bir tanesi, biz korkup titrerken, o filmle dalga geçip gülüyor. Nasıl yapıyorsun bunu dedik, böylece korkumu yeniyorum dedi."
Bu Hikâyenin Dersi:
"En ciddi anlarda, en gergin ve stresli anlarda da bulutları dağıtıp güneşi doğduracak gülücük ve kahkahalara ihtiyaç vardır. Yeter ki sen ara güldürecek sebepleri bul."
Hayat ne kadar ciddi olursa olsun, neşeyi ve mizahı hayatımızdan eksik etmemeliyiz. Zira kahkaha, ruhun gıdasıdır ve insanı hayata bağlayan en güçlü bağlardan biridir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: KATI HAMURU SULANDIRMAK - HAYATA ESNEKLİK KATMAK
Karoglan, hamur metaforunu daha da derinleştirir:
"Annen senin hamurunu yoğururken çok katı hamur yoğurmuş olabilir, ama seni yiyen yanında çay, kavun, karpuz, ayran alırsa, yani benim sinema arkadaşım gibi arkadaşların olursa, en ciddi anda, en sessiz anda, sessizliği bozan bir ses olur. Ve bir kahkaha güneşlerin doğmasına sebep olur."
Bu Ne Anlama Gelir?
Karoglan, katı hamuru yumuşatmanın yolunu, hayata "lezzet katan" unsurları eklemekte bulur. Tıpkı ekmeğin yanında çay, kahve, kavun, karpuz gibi lezzetlerin olması gibi, hayatımızda da neşe, mizah ve esneklik gibi "lezzetler" bulunmalıdır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: CİDDİYET VE KATILIĞIN ZARARLARI - DENGE
Aşırı ciddiyet ve katılık, hayatın tadını çıkarmaya engel olur. Bu durum, insan ilişkilerinde soğukluğa, iletişimde kopukluklara ve hayata karşı tükenmişlik hissine yol açar.
Karoglan'ın Uyarısı:
BEŞİNCİ BÖLÜM: YENİ ARKADAŞA HOŞ GELDİ MESAJI
Risalenin sonunda Karoglan, aramıza yeni katılan bir "aktör adayına" hoş geldin mesajı verir:
"Bu risalemiz aramıza yeni katılan aktör adayı adına, selamlar sevgiler evlat hoşgeldin aramıza."
Bu mesaj, risalenin aslında bir "karşılama" ve "öğüt" niteliği taşıdığını gösterir. Yeni bir arkadaş, hayatımıza yeni bir soluk, yeni bir neşe getirebilir. Önemli olan, onu samimiyetle karşılamak ve hayata dair bildiklerimizi paylaşmaktır.
ALTINCI BÖLÜM: SONUÇ - CİDDİYETLE NEŞE ARASINDA DENGE
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
Hamurun ne kadar katı olursa olsun, hayatı sulandırmanın bir yolunu mutlaka bul. Gülümsemeyi ihmal etme. En ciddi anlarda dahi, bulutları dağıtacak bir kahkaha bul. Hayat, ne sadece ciddiyetten ibarettir ne de sadece eğlenceden. O, bu ikisinin muhteşem bir dansıdır. Bu dansı öğrenenler, hayatın tadını alır ve çevresine de neşe saçarlar.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (06.06.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 06.06.2014
Konu: Ciddiyet ve Neşe Dengesi, Hayatı Sulandırmak, İnsan İlişkilerinde Esneklik
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Sizin Adınız]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - HAMUR BENZETMESİ VE İNSAN KARAKTERİ
Selamun Aleyküm,
İnsanın karakteri, tıpkı bir hamur gibidir. Annenin hamuru ne kadar kıvamında yoğurduğu, o insanın hayata karşı duruşunu, ciddiyetini ve esnekliğini belirler. Karoglan'ın bu risalesi, hayatın ciddi yönleri ile neşeli yönleri arasındaki dengeyi, "katı hamur" ve "yumuşak hamur" metaforu üzerinden anlatır.
"İnsanın çok ciddi olması, onu yoğuran annenin, hamurunu yoğururken çok katı hamur yoğurmasından meydana gelir."
Bu ifade, karakterin temellerinin çocuklukta atıldığını ve aile ortamının, özellikle annenin tutumunun, kişilik üzerinde derin etkiler bıraktığını ima eder. Peki, hamuru katı olanlar ne yapmalıdır?
İKİNCİ BÖLÜM: SİNEMA SALONUNDAN DERS - KORKU VE NEŞE
Karoglan, Ankarada yüksek okulda okurken arkadaşlarıyla gittiği bir sinema deneyimini anlatır:
"Film korku filmi. Arkadaşın bir tanesi, biz korkup titrerken, o filmle dalga geçip gülüyor. Nasıl yapıyorsun bunu dedik, böylece korkumu yeniyorum dedi."
Bu Hikâyenin Dersi:
- Korkuyu Yenmek: Korku ve stresle başa çıkmanın en etkili yollarından biri, mizah ve neşedir. Arkadaş, korku filmini ciddiye almak yerine, onunla dalga geçerek korkusunu yenmiştir.
- Hayata Mizah Katmak: En zor anlarda dahi, gülümsemenin ve kahkahanın gücüne inanmak gerekir.
"En ciddi anlarda, en gergin ve stresli anlarda da bulutları dağıtıp güneşi doğduracak gülücük ve kahkahalara ihtiyaç vardır. Yeter ki sen ara güldürecek sebepleri bul."
Hayat ne kadar ciddi olursa olsun, neşeyi ve mizahı hayatımızdan eksik etmemeliyiz. Zira kahkaha, ruhun gıdasıdır ve insanı hayata bağlayan en güçlü bağlardan biridir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: KATI HAMURU SULANDIRMAK - HAYATA ESNEKLİK KATMAK
Karoglan, hamur metaforunu daha da derinleştirir:
"Annen senin hamurunu yoğururken çok katı hamur yoğurmuş olabilir, ama seni yiyen yanında çay, kavun, karpuz, ayran alırsa, yani benim sinema arkadaşım gibi arkadaşların olursa, en ciddi anda, en sessiz anda, sessizliği bozan bir ses olur. Ve bir kahkaha güneşlerin doğmasına sebep olur."
Bu Ne Anlama Gelir?
- Katı Hamur: Katı karakter, aşırı ciddiyet, esneklikten yoksunluk, hayatı sadece kurallar ve ciddiyetle yaşamak demektir.
- Sulandırmak: Hayata esneklik katmak, gülümsemek, mizahı hayatın içine dahil etmek, insanlarla sıcak ilişkiler kurmaktır.
Karoglan, katı hamuru yumuşatmanın yolunu, hayata "lezzet katan" unsurları eklemekte bulur. Tıpkı ekmeğin yanında çay, kahve, kavun, karpuz gibi lezzetlerin olması gibi, hayatımızda da neşe, mizah ve esneklik gibi "lezzetler" bulunmalıdır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: CİDDİYET VE KATILIĞIN ZARARLARI - DENGE
Aşırı ciddiyet ve katılık, hayatın tadını çıkarmaya engel olur. Bu durum, insan ilişkilerinde soğukluğa, iletişimde kopukluklara ve hayata karşı tükenmişlik hissine yol açar.
Karoglan'ın Uyarısı:
- Katı Hamur Yutulmaz: Hayatı çok ciddiye alan, her şeyi "ya hep ya hiç" mantığıyla yaşayan insanlar, başkaları tarafından "yutulması zor" kişiler haline gelirler.
- Esneklik Gereklidir: Hayat, inişli çıkışlı bir yoldur. Bu yolda yol alabilmek için esnek olmak, değişen şartlara uyum sağlamak gerekir.
- Gülümsemeyi Unutma: Gülümsemek, hem kendi ruh sağlığımız hem de çevremizdekiler üzerinde olumlu etkiler yaratır.
- Mizahı Hayatına Kat: Mizah, stresi azaltır, bağışıklık sistemini güçlendirir ve insan ilişkilerini iyileştirir.
- Kendine ve Başkalarına Karşı Hoşgörülü Ol: Hataları affetmeyi öğren, kendine ve başkalarına karşı nazik ol.
- Hayatın Tadını Çıkar: Sorumluluklarının yanı sıra, sevdiğin şeylere de zaman ayır, hobiler edin, arkadaşlarınla vakit geçir.
BEŞİNCİ BÖLÜM: YENİ ARKADAŞA HOŞ GELDİ MESAJI
Risalenin sonunda Karoglan, aramıza yeni katılan bir "aktör adayına" hoş geldin mesajı verir:
"Bu risalemiz aramıza yeni katılan aktör adayı adına, selamlar sevgiler evlat hoşgeldin aramıza."
Bu mesaj, risalenin aslında bir "karşılama" ve "öğüt" niteliği taşıdığını gösterir. Yeni bir arkadaş, hayatımıza yeni bir soluk, yeni bir neşe getirebilir. Önemli olan, onu samimiyetle karşılamak ve hayata dair bildiklerimizi paylaşmaktır.
ALTINCI BÖLÜM: SONUÇ - CİDDİYETLE NEŞE ARASINDA DENGE
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
- Denge Önemlidir: Hayat, ciddiyet ile neşe arasında bir denge kurmaktır. Aşırı ciddiyet, insanı kuru ve katı yapar; aşırı neşe ise ciddiyetsizlik ve sorumsuzluk getirir. Bu ikisinin dengesini iyi kurmak gerekir.
- Esneklik Hayat Kurtarır: Katı hamur gibi katı karakterler, hayatın zorluklarına karşı kırılgan olurlar. Esnek olanlar ise değişime ayak uydurur ve zorlukları daha kolay aşar.
- Mizah ve Kahkaha Şifadır: En zor anlarda dahi gülümsemek, insanı hayata bağlar, stresi azaltır ve ilişkileri güçlendirir.
- İnsan İlişkilerinde Sıcaklık: Katı ve mesafeli durmak yerine, insanlara karşı sıcak, samimi ve hoşgörülü olmak gerekir.
- Hayatı Sulandırmak: Hayatın tadını çıkarmak için, ona biraz neşe, mizah ve esneklik katmak gerekir. Tıpkı katı ekmeği çayla, kahveyle, kavunla, karpuzla sulandırmak gibi.
Hamurun ne kadar katı olursa olsun, hayatı sulandırmanın bir yolunu mutlaka bul. Gülümsemeyi ihmal etme. En ciddi anlarda dahi, bulutları dağıtacak bir kahkaha bul. Hayat, ne sadece ciddiyetten ibarettir ne de sadece eğlenceden. O, bu ikisinin muhteşem bir dansıdır. Bu dansı öğrenenler, hayatın tadını alır ve çevresine de neşe saçarlar.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (06.06.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 06.06.2014
HELAL HARAM VE RAMAZAN BAYRAMI NE GÜNDÜR? RİSALESİ (Genişletilmiş ve Düzenlenmiş Versiyon - Tablosuz)
Konu: Ramazan Bayramı'nın Tespiti, Takvim Tartışmaları, Helal-Haram Bilinci ve Dini Sorumluluk
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Sizin Adınız]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - DIKKAT! DUYANLAR DUYMAYANLARA DUYURSUN!
Selamun Aleyküm,
Bu risale, Ramazan Bayramı'nın tespiti konusunda yaşanan kafa karışıklığına ve bu karışıklığın ardındaki tehlikelere dikkat çekmek için kaleme alınmıştır. Karoglan'ın sert ifadeleri, Ramazan Bayramı'nın tespitinde yaşanan yanlışlıklara karşı duyduğu öfkeyi ve hayal kırıklığını ifade eder. Peki, bu tepkinin sebebi neydi?
İKİNCİ BÖLÜM: TAKVİM TARTIŞMASI - 29 MU, 30 MU?
2014 yılı Ramazan ayı ve bayramı, takvim tartışmalarının yoğun yaşandığı bir dönemdi. Oruca 28 Haziran 2014 Cumartesi günü başlandı. Bazı çevreler, Ramazan'ı 30 gün kabul ederek bayramı 27 Temmuz Pazartesi gününe denk getirdi. Oysa Karoglan'a göre 29 gün hesabıyla bayram 26 Temmuz Cumartesi günü olmalıydı.
Karoglan'ın itirazı şu noktaya dayanıyor: Her Ramazan bayramı Kadir Gecesi'nden üç gün sonra gelirken, bu sene niye dört gün sonra bayram oluyor? Kadir Gecesi, Ramazan'ın 27. gecesidir, yani 2014 yılında 23 Temmuz'u 24 Temmuz'a bağlayan gece. Ramazan 29 gün çektiğinde, Kadir Gecesi'nden sonra iki gün kalır ve bayram 26 Temmuz'a denk gelir. Ramazan 30 gün çektiğinde ise Kadir Gecesi'nden sonra üç gün kalır ve bayram 27 Temmuz'a denk gelir. Karoglan'a göre eğer bu sene 30 gün hesabı yapılıyorsa, Kadir Gecesi ile bayram arasındaki süre değişiyor demektir ki bu da İslam'ın temel prensipleriyle çelişir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: BAYRAM GÜNÜ ORUÇ TUTMAK - HARAM MI?
Karoglan'ın en önemli uyarısı, bayram günü oruç tutmanın haram olmasıdır. Ramazan Bayramı'nın birinci günü oruç tutmak kesinlikle haramdır. Bu gün, Allah'ın müminlere ikram ettiği bir bayram günüdür, oruçla değil, şükür ve sevinçle geçirilmelidir. Kim bu günü oruçlu geçirirse, Allah'ın emrine aykırı davranmış ve haram işlemiş olur.
Karoglan bu duruma şöyle tepki gösterir: "Bu sene Ramazan otuz gün dedi... kafirin hesapladığı takvime uyarsan, kafir işte böyle sana bayramda oruç tutturur ve haram işletir." Eğer bayram günü yanlış tespit edilirse, insanlar farkında olmadan haram bir fiil işlemiş olurlar. Bu da hem dini bir sorumluluk hem de vicdani bir meseledir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: 2014 TAKVİMİ - DİPNOT VE HESAP
Karoglan, risalesinin sonunda 2014 yılına özel bir hesap sunar. 2014 senesi Haziran'ın 28'inde Cumartesi günü oruca başlandı. Dört hafta sonra 26 Temmuz Cumartesi günü Ramazan 29 gün eder. Kadir Gecesi'ni de 27. gece olarak 23 Temmuz'u 24 Temmuz'a bağlayan Çarşamba gecesi olarak kabul ettik. Geldik bayrama, bayramı Pazartesi dediler. Karoglan, "Milleti kim kandırıyor, bir dikkat edin Allah aşkına!" diyerek tepkisini dile getirir.
Karoglan'a göre Ramazan 29 gün çektiğinde 26 Temmuz Cumartesi günü bayram olmalıydı. 27 Temmuz Pazartesi gününü bayram ilan etmek, Ramazan'ı 30 güne tamamlamak demektir ki bu, hilalin görülmesi esasına aykırıdır.
BEŞİNCİ BÖLÜM: HELAL-HARAM BİLİNCİ VE KAFİR-DECCAL TUZAKLARI
Karoglan, bu takvim tartışmasını daha geniş bir çerçeveye oturtur. Ona göre kafir deccal ve avenesi, haramlarla helallerle saldırıyor müminlere. Bu ne anlama gelir?
İslam'ın temel prensipleri, yani helal-haram sınırları, düşmanlar tarafından hedef alınır. Oruç tutmak helal iken, bayram günü oruç tutmak haramdır. Eğer insanlar bayram günü oruç tutarlarsa, farkında olmadan haram işlemiş olurlar. İnsanların bu konularda bilinçsiz olması, onların kolayca yanıltılmasına ve sömürülmesine zemin hazırlar.
Karoglan ayrıca insan öldürmenin haram olduğunu, hatta düşmanın dahi olsa insan ve hayvan katletmenin haram olduğunu hatırlatır. Bu ifade, sadece takvim tartışmasına değil, daha büyük bir zihniyet sorununa işaret eder: Savaş ve şiddet meşru kılınırken, aslında insan hayatının ne kadar kutsal olduğu unutulmamalıdır.
ALTINCI BÖLÜM: AHMAK SÜRÜSÜ MÜ? - ELEŞTİRİ VE SORUMLULUK
Karoglan'ın risale boyunca kullandığı sert dil, aslında bir uyarı ve uyandırma çabasıdır. "Bugün iftardan önce orucu ya bozacaksınız, ya da ahmaklar sürüsü olmaya devam edeceksiniz" diyerek insanları uyarmaya çalışır.
Buradaki mesaj açıktır. Yanlış bir uygulamaya sessiz kalmak, o yanlışın devam etmesine sebep olur. İnsanlar, takip ettikleri takvimlerin ve fetvaların doğruluğunu araştırmalıdır. "Hoca dedi" diye her şeye körü körüne inanılmamalıdır. Her Müslüman, kendi ibadetinden ve inancından sorumludur. Bu nedenle, dinî konularda bilinçli ve araştırmacı olmalıdır.
YEDİNCİ BÖLÜM: SONUÇ - BAYRAMI DOĞRU ANLAMAK VE YAŞAMAK
Bu risale bize Ramazan Bayramı'nın doğru tespit edilmesinin, ibadetlerin doğru yapılması için şart olduğunu hatırlatır. Yanlış tespit, bayram günü oruç tutmak gibi haram fiillere sebep olabilir. Müslümanlar, dinî konularda bilinçli olmalı, takip ettikleri takvimlerin ve fetvaların doğruluğunu araştırmalıdır.
Helal ve haram sınırları, İslam'ın temelidir. Bu sınırlara dikkat edilmezse, insanlar farkında olmadan günaha girebilir. Yanlış bir uygulamaya sessiz kalmak, o yanlışın devam etmesine sebep olur. Doğru bildiğimiz şeyleri savunmalı ve yanlışlara karşı çıkmalıyız. Her Müslüman, kendi ibadetinden ve inancından sorumludur. Bu nedenle, dinî konularda araştırmacı ve sorgulayıcı olmalıdır.
Ramazan Bayramı, oruç ibadetinin tamamlandığı, Allah'ın rahmetine ve mağfiretine kavuşulduğu bir gündür. Bu gün, oruçla değil, şükürle, sevinçle, kardeşlik ve dayanışma ile geçirilmelidir. Bayram günü oruç tutmak haramdır. Bu konuda dikkatli olalım ve doğru bilgiye ulaşmaya çalışalım.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (27.06.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 27.06.2014
Konu: Ramazan Bayramı'nın Tespiti, Takvim Tartışmaları, Helal-Haram Bilinci ve Dini Sorumluluk
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Sizin Adınız]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - DIKKAT! DUYANLAR DUYMAYANLARA DUYURSUN!
Selamun Aleyküm,
Bu risale, Ramazan Bayramı'nın tespiti konusunda yaşanan kafa karışıklığına ve bu karışıklığın ardındaki tehlikelere dikkat çekmek için kaleme alınmıştır. Karoglan'ın sert ifadeleri, Ramazan Bayramı'nın tespitinde yaşanan yanlışlıklara karşı duyduğu öfkeyi ve hayal kırıklığını ifade eder. Peki, bu tepkinin sebebi neydi?
İKİNCİ BÖLÜM: TAKVİM TARTIŞMASI - 29 MU, 30 MU?
2014 yılı Ramazan ayı ve bayramı, takvim tartışmalarının yoğun yaşandığı bir dönemdi. Oruca 28 Haziran 2014 Cumartesi günü başlandı. Bazı çevreler, Ramazan'ı 30 gün kabul ederek bayramı 27 Temmuz Pazartesi gününe denk getirdi. Oysa Karoglan'a göre 29 gün hesabıyla bayram 26 Temmuz Cumartesi günü olmalıydı.
Karoglan'ın itirazı şu noktaya dayanıyor: Her Ramazan bayramı Kadir Gecesi'nden üç gün sonra gelirken, bu sene niye dört gün sonra bayram oluyor? Kadir Gecesi, Ramazan'ın 27. gecesidir, yani 2014 yılında 23 Temmuz'u 24 Temmuz'a bağlayan gece. Ramazan 29 gün çektiğinde, Kadir Gecesi'nden sonra iki gün kalır ve bayram 26 Temmuz'a denk gelir. Ramazan 30 gün çektiğinde ise Kadir Gecesi'nden sonra üç gün kalır ve bayram 27 Temmuz'a denk gelir. Karoglan'a göre eğer bu sene 30 gün hesabı yapılıyorsa, Kadir Gecesi ile bayram arasındaki süre değişiyor demektir ki bu da İslam'ın temel prensipleriyle çelişir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: BAYRAM GÜNÜ ORUÇ TUTMAK - HARAM MI?
Karoglan'ın en önemli uyarısı, bayram günü oruç tutmanın haram olmasıdır. Ramazan Bayramı'nın birinci günü oruç tutmak kesinlikle haramdır. Bu gün, Allah'ın müminlere ikram ettiği bir bayram günüdür, oruçla değil, şükür ve sevinçle geçirilmelidir. Kim bu günü oruçlu geçirirse, Allah'ın emrine aykırı davranmış ve haram işlemiş olur.
Karoglan bu duruma şöyle tepki gösterir: "Bu sene Ramazan otuz gün dedi... kafirin hesapladığı takvime uyarsan, kafir işte böyle sana bayramda oruç tutturur ve haram işletir." Eğer bayram günü yanlış tespit edilirse, insanlar farkında olmadan haram bir fiil işlemiş olurlar. Bu da hem dini bir sorumluluk hem de vicdani bir meseledir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: 2014 TAKVİMİ - DİPNOT VE HESAP
Karoglan, risalesinin sonunda 2014 yılına özel bir hesap sunar. 2014 senesi Haziran'ın 28'inde Cumartesi günü oruca başlandı. Dört hafta sonra 26 Temmuz Cumartesi günü Ramazan 29 gün eder. Kadir Gecesi'ni de 27. gece olarak 23 Temmuz'u 24 Temmuz'a bağlayan Çarşamba gecesi olarak kabul ettik. Geldik bayrama, bayramı Pazartesi dediler. Karoglan, "Milleti kim kandırıyor, bir dikkat edin Allah aşkına!" diyerek tepkisini dile getirir.
Karoglan'a göre Ramazan 29 gün çektiğinde 26 Temmuz Cumartesi günü bayram olmalıydı. 27 Temmuz Pazartesi gününü bayram ilan etmek, Ramazan'ı 30 güne tamamlamak demektir ki bu, hilalin görülmesi esasına aykırıdır.
BEŞİNCİ BÖLÜM: HELAL-HARAM BİLİNCİ VE KAFİR-DECCAL TUZAKLARI
Karoglan, bu takvim tartışmasını daha geniş bir çerçeveye oturtur. Ona göre kafir deccal ve avenesi, haramlarla helallerle saldırıyor müminlere. Bu ne anlama gelir?
İslam'ın temel prensipleri, yani helal-haram sınırları, düşmanlar tarafından hedef alınır. Oruç tutmak helal iken, bayram günü oruç tutmak haramdır. Eğer insanlar bayram günü oruç tutarlarsa, farkında olmadan haram işlemiş olurlar. İnsanların bu konularda bilinçsiz olması, onların kolayca yanıltılmasına ve sömürülmesine zemin hazırlar.
Karoglan ayrıca insan öldürmenin haram olduğunu, hatta düşmanın dahi olsa insan ve hayvan katletmenin haram olduğunu hatırlatır. Bu ifade, sadece takvim tartışmasına değil, daha büyük bir zihniyet sorununa işaret eder: Savaş ve şiddet meşru kılınırken, aslında insan hayatının ne kadar kutsal olduğu unutulmamalıdır.
ALTINCI BÖLÜM: AHMAK SÜRÜSÜ MÜ? - ELEŞTİRİ VE SORUMLULUK
Karoglan'ın risale boyunca kullandığı sert dil, aslında bir uyarı ve uyandırma çabasıdır. "Bugün iftardan önce orucu ya bozacaksınız, ya da ahmaklar sürüsü olmaya devam edeceksiniz" diyerek insanları uyarmaya çalışır.
Buradaki mesaj açıktır. Yanlış bir uygulamaya sessiz kalmak, o yanlışın devam etmesine sebep olur. İnsanlar, takip ettikleri takvimlerin ve fetvaların doğruluğunu araştırmalıdır. "Hoca dedi" diye her şeye körü körüne inanılmamalıdır. Her Müslüman, kendi ibadetinden ve inancından sorumludur. Bu nedenle, dinî konularda bilinçli ve araştırmacı olmalıdır.
YEDİNCİ BÖLÜM: SONUÇ - BAYRAMI DOĞRU ANLAMAK VE YAŞAMAK
Bu risale bize Ramazan Bayramı'nın doğru tespit edilmesinin, ibadetlerin doğru yapılması için şart olduğunu hatırlatır. Yanlış tespit, bayram günü oruç tutmak gibi haram fiillere sebep olabilir. Müslümanlar, dinî konularda bilinçli olmalı, takip ettikleri takvimlerin ve fetvaların doğruluğunu araştırmalıdır.
Helal ve haram sınırları, İslam'ın temelidir. Bu sınırlara dikkat edilmezse, insanlar farkında olmadan günaha girebilir. Yanlış bir uygulamaya sessiz kalmak, o yanlışın devam etmesine sebep olur. Doğru bildiğimiz şeyleri savunmalı ve yanlışlara karşı çıkmalıyız. Her Müslüman, kendi ibadetinden ve inancından sorumludur. Bu nedenle, dinî konularda araştırmacı ve sorgulayıcı olmalıdır.
Ramazan Bayramı, oruç ibadetinin tamamlandığı, Allah'ın rahmetine ve mağfiretine kavuşulduğu bir gündür. Bu gün, oruçla değil, şükürle, sevinçle, kardeşlik ve dayanışma ile geçirilmelidir. Bayram günü oruç tutmak haramdır. Bu konuda dikkatli olalım ve doğru bilgiye ulaşmaya çalışalım.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (27.06.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 27.06.2014
BAYRAK VE SANCAK AZİZDİR ÇİĞNETİLMEZ RİSALESİ (Genişletilmiş ve Düzenlenmiş Versiyon)
Konu: Bayrağın ve Sancağın Kutsallığı, Cafer-i Tayyar'ın (r.a.) Fedakârlığı ve Vatan Sevgisi
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Sizin Adınız]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - BAYRAĞA SAYGISIZLIK VE PROTESTO
Selamun Aleyküm arkadaşlar,
Şu günlerde bayrağımıza yapılan saygısızlıkları protesto etmek için bu konuyu başlatıyorum. Bayrak, yalnızca bir kumaş parçası değildir; bir milletin bağımsızlığının, şerefinin, namusunun ve geçmişinden aldığı güçle geleceğe uzanan köprüsünün sembolüdür. Ona yapılan her saygısızlık, o milletin tüm değerlerine yapılmış sayılır.
Bu vesileyle, İslam tarihinde sancağın ne kadar yüce bir konumda olduğunu, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) sancak konusundaki hassasiyetini ve bu uğurda canlarını feda eden kahramanları hatırlayalım.
İKİNCİ BÖLÜM: CAFER-İ TAYYAR (R.A.) - İKİ KANATLI KAHRAMAN
Cafer-i Tayyar'ın Lakabı:
Hz. Peygamber'in amcasının oğlu, Hz. Ali'nin (r.a.) kardeşi Cafer bin Ebu Talib (r.a.) , "Tayyar" lakabıyla anılır. "Tayyar", "uçan" veya "kuş" anlamına gelir.
"Tayyar" Lakabının Hikmeti:
"Doğada yusufçuk diye bir böcek vardır ve kanatlarının üstünde ikinci kanatları vardır. İşte o yusufçuk denilen böcek, Cafer-i Tayyar Efendimiz'in cibilliyatı olan böcektir. Herkes tek kanatlıyken onun çift kanatlı olmasının sebebi budur."
Karoglan, Cafer-i Tayyar'ı (r.a.) yusufçuğa benzeterek onun "çift kanatlı" olma özelliğini vurgular. Bu, onun diğer sahabelerden farklı olarak hem dünya hem ahiret için çalıştığını, hem savaş meydanında hem de manevi alemde yükseldiğini ifade eder.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SANCAĞIN MİRASI - PEYGAMBER'İN (S.A.V.) TENBİHİ
Mute Savaşı:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bir orduyu Mute Savaşı'na gönderirken sancak konusunda şu talimatı verir:
"Sancağı falancaya veriyorum. Ona bir şey olursa ondan falan alsın. Ona da bir şey olursa Cafer-i Tayyar alsın. Ona da bir şey olursa falancı alsın."
Sancak Neden Bu Kadar Önemli?
Sancak, ordunun manevi direğidir. Sancağın düşmesi, ordunun dağılması ve moralin çökmesi anlamına gelir. Bu nedenle sancak, bir bez parçası olmaktan çok daha fazlasıdır; o, bir milletin onurudur, bir peygamberin emanetidir.
Cafer-i Tayyar'ın (r.a.) Sancağı Teslim Alması:
Savaş başlar. İlk sancaktar şehit olur, yerine ikincisi geçer, o da şehit olur. Sıra Cafer-i Tayyar'a (r.a.) gelir. O, sancağı alır ve kahramanca savaşır. Düşman, sancağı tuttuğu sağ elini keser. Cafer (r.a.), sancağı hemen sol eline alır. Düşman bu sefer sol elini de keser. Elleri olmayan Cafer (r.a.), sancağı düşürmemek için iki kolu arasına alır ve onu yere düşürmeden başka bir sahabeye teslim eder.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: ŞEHADET VE İKİ KANAT - TAYYAR OLUŞU
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), savaş esnasında Medine'deki mescidde, olup bitenleri bizzat oradaymış gibi görmüş ve ashabına anlatmıştır:
"O şehit oldu, öbürü aldı, oda şehit oldu. Şimdi Cafer aldı sancağı..."
Cafer-i Tayyar (r.a.), sancağı teslim ettikten sonra şehit düşer. Peygamberimiz (s.a.v.) der ki:
"Cafer'in iki kanadı daha oldu, Caferü't-Tayyar oldu. İki kopan kolu yerine Cenab-ı Mevla ona iki melek kanat olarak verdi ve onu cennete uçurdular."
Bu Hikmet:
BEŞİNCİ BÖLÜM: BAYRAK VE SANCAK - NAMUSUN SEMBOLÜ
Bayrak Neden Kutsaldır?
"Halbuki sancak bir bez parçası, onu yere düşürmemek ne demektir, siz bilir misiniz? Bir peygamber bunu bizzat ikaz etmişse..."
"Bugün bu densiz çocuklarının yaptığı, peygamberi tanımamaktan başka nedir?"
Bayrağa saygısızlık edenler, sadece o bayrağa değil, o bayrağın temsil ettiği peygamberlere, şehitlere, gazilere ve tüm bir milletin tarihine saygısızlık etmiş olurlar.
ALTINCI BÖLÜM: BAYRAĞA SAHİP ÇIKMAK - MİLLİ VE MANEVİ SORUMLULUK
Karoglan'ın Çağrısı:
"Ey Aziz Türk milleti! İncitmek isteyeni incinmeyesin, hiçbir milletin devletin bayrağına hor gören gözlerle bakma, bakan zaten piç kurusudur."
Bu Çağrı Bize Ne Söyler?
Bayrağa sahip çıkmamak, şehitlerin kanlarını, Cafer-i Tayyar'ın (r.a.) kopan kollarını, tüm geçmişin fedakârlıklarını hiçe saymak demektir.
YEDİNCİ BÖLÜM: BU TOPRAKLARIN BEDELİ - ŞEHİTLER VE GAZİLER
Karoglan'ın Vurgusu:
"Bu İslam bize, bu devlet bize binlerce şehidin kanıyla devroldu, ataların kanlarıyla devroldu. Kimi kolunu verdi, kimi bacağını, kim de canını."
Tarihsel Gerçeklik:
"Yazıklar olsun sahip çıkmayan ahmak köpeklere."
Bu sert ifade, bayrağına, devletine, milletine ve manevi değerlerine sahip çıkmayanlara karşı bir nefrettir. Aynı zamanda, sahipsiz kalan her değerin zamanla kaybolacağının da bir hatırlatmasıdır.
SEKİZİNCİ BÖLÜM: SONUÇ - BAYRAĞA VE MİLLETE SAHİP ÇIKMAK
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (11.06.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 11.06.2014
Konu: Bayrağın ve Sancağın Kutsallığı, Cafer-i Tayyar'ın (r.a.) Fedakârlığı ve Vatan Sevgisi
Müellif: Karoglan (Başağaçlı Raşit Tunca)
Derleyen ve Genişleten: [Sizin Adınız]
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ - BAYRAĞA SAYGISIZLIK VE PROTESTO
Selamun Aleyküm arkadaşlar,
Şu günlerde bayrağımıza yapılan saygısızlıkları protesto etmek için bu konuyu başlatıyorum. Bayrak, yalnızca bir kumaş parçası değildir; bir milletin bağımsızlığının, şerefinin, namusunun ve geçmişinden aldığı güçle geleceğe uzanan köprüsünün sembolüdür. Ona yapılan her saygısızlık, o milletin tüm değerlerine yapılmış sayılır.
Bu vesileyle, İslam tarihinde sancağın ne kadar yüce bir konumda olduğunu, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) sancak konusundaki hassasiyetini ve bu uğurda canlarını feda eden kahramanları hatırlayalım.
İKİNCİ BÖLÜM: CAFER-İ TAYYAR (R.A.) - İKİ KANATLI KAHRAMAN
Cafer-i Tayyar'ın Lakabı:
Hz. Peygamber'in amcasının oğlu, Hz. Ali'nin (r.a.) kardeşi Cafer bin Ebu Talib (r.a.) , "Tayyar" lakabıyla anılır. "Tayyar", "uçan" veya "kuş" anlamına gelir.
"Tayyar" Lakabının Hikmeti:
"Doğada yusufçuk diye bir böcek vardır ve kanatlarının üstünde ikinci kanatları vardır. İşte o yusufçuk denilen böcek, Cafer-i Tayyar Efendimiz'in cibilliyatı olan böcektir. Herkes tek kanatlıyken onun çift kanatlı olmasının sebebi budur."
Karoglan, Cafer-i Tayyar'ı (r.a.) yusufçuğa benzeterek onun "çift kanatlı" olma özelliğini vurgular. Bu, onun diğer sahabelerden farklı olarak hem dünya hem ahiret için çalıştığını, hem savaş meydanında hem de manevi alemde yükseldiğini ifade eder.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SANCAĞIN MİRASI - PEYGAMBER'İN (S.A.V.) TENBİHİ
Mute Savaşı:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bir orduyu Mute Savaşı'na gönderirken sancak konusunda şu talimatı verir:
"Sancağı falancaya veriyorum. Ona bir şey olursa ondan falan alsın. Ona da bir şey olursa Cafer-i Tayyar alsın. Ona da bir şey olursa falancı alsın."
Sancak Neden Bu Kadar Önemli?
Sancak, ordunun manevi direğidir. Sancağın düşmesi, ordunun dağılması ve moralin çökmesi anlamına gelir. Bu nedenle sancak, bir bez parçası olmaktan çok daha fazlasıdır; o, bir milletin onurudur, bir peygamberin emanetidir.
Cafer-i Tayyar'ın (r.a.) Sancağı Teslim Alması:
Savaş başlar. İlk sancaktar şehit olur, yerine ikincisi geçer, o da şehit olur. Sıra Cafer-i Tayyar'a (r.a.) gelir. O, sancağı alır ve kahramanca savaşır. Düşman, sancağı tuttuğu sağ elini keser. Cafer (r.a.), sancağı hemen sol eline alır. Düşman bu sefer sol elini de keser. Elleri olmayan Cafer (r.a.), sancağı düşürmemek için iki kolu arasına alır ve onu yere düşürmeden başka bir sahabeye teslim eder.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: ŞEHADET VE İKİ KANAT - TAYYAR OLUŞU
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), savaş esnasında Medine'deki mescidde, olup bitenleri bizzat oradaymış gibi görmüş ve ashabına anlatmıştır:
"O şehit oldu, öbürü aldı, oda şehit oldu. Şimdi Cafer aldı sancağı..."
Cafer-i Tayyar (r.a.), sancağı teslim ettikten sonra şehit düşer. Peygamberimiz (s.a.v.) der ki:
"Cafer'in iki kanadı daha oldu, Caferü't-Tayyar oldu. İki kopan kolu yerine Cenab-ı Mevla ona iki melek kanat olarak verdi ve onu cennete uçurdular."
Bu Hikmet:
- Fiziksel Kayıp: Cafer (r.a.) iki kolunu kaybetti.
- Manevi Kazanç: Allah (c.c.), bu fedakârlığa karşılık ona iki melek kanadı bahşetti.
- Tayyar Oluşu: Artık o, yalnızca bir insan değil, uçan, manevi alemde yükselen "Tayyar" oldu.
BEŞİNCİ BÖLÜM: BAYRAK VE SANCAK - NAMUSUN SEMBOLÜ
Bayrak Neden Kutsaldır?
"Halbuki sancak bir bez parçası, onu yere düşürmemek ne demektir, siz bilir misiniz? Bir peygamber bunu bizzat ikaz etmişse..."
- Peygamber'in İkazı: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu kadar hassasiyet gösterdiyse, bayrak ve sancak, sıradan bir bez parçası değildir.
- Namus ve Şeref: Sancak, bir milletin namusu, şerefi, şanıdır. Yere düşürülmez, düşman dahi olsa onun sancağının çiğnenmesine izin verilmez.
"Bugün bu densiz çocuklarının yaptığı, peygamberi tanımamaktan başka nedir?"
Bayrağa saygısızlık edenler, sadece o bayrağa değil, o bayrağın temsil ettiği peygamberlere, şehitlere, gazilere ve tüm bir milletin tarihine saygısızlık etmiş olurlar.
ALTINCI BÖLÜM: BAYRAĞA SAHİP ÇIKMAK - MİLLİ VE MANEVİ SORUMLULUK
Karoglan'ın Çağrısı:
"Ey Aziz Türk milleti! İncitmek isteyeni incinmeyesin, hiçbir milletin devletin bayrağına hor gören gözlerle bakma, bakan zaten piç kurusudur."
Bu Çağrı Bize Ne Söyler?
- Milli Onur: Her birey, kendi bayrağına olduğu kadar başka milletlerin bayraklarına da saygı göstermelidir.
- Sahip Çıkmak: Bayrağa sahip çıkmak, sadece onu dalgalandırmak değil; onun temsil ettiği değerleri (adalet, bağımsızlık, birlik) yaşatmaktır.
- Tarih Bilinci: Bugünlere kolay gelinmediğini unutmamaktır.
Bayrağa sahip çıkmamak, şehitlerin kanlarını, Cafer-i Tayyar'ın (r.a.) kopan kollarını, tüm geçmişin fedakârlıklarını hiçe saymak demektir.
YEDİNCİ BÖLÜM: BU TOPRAKLARIN BEDELİ - ŞEHİTLER VE GAZİLER
Karoglan'ın Vurgusu:
"Bu İslam bize, bu devlet bize binlerce şehidin kanıyla devroldu, ataların kanlarıyla devroldu. Kimi kolunu verdi, kimi bacağını, kim de canını."
Tarihsel Gerçeklik:
- Bu topraklar, kolayca kazanılmadı. Her karışı, şehit kanlarıyla sulandı.
- Ecdadımız, bu vatanı bize emanet ederken canlarını, uzuvlarını feda etti.
- Bayrağımız, onların kanlarının rengiyle kırmızı; onların temiz niyetlerinin rengiyle beyazdır.
"Yazıklar olsun sahip çıkmayan ahmak köpeklere."
Bu sert ifade, bayrağına, devletine, milletine ve manevi değerlerine sahip çıkmayanlara karşı bir nefrettir. Aynı zamanda, sahipsiz kalan her değerin zamanla kaybolacağının da bir hatırlatmasıdır.
SEKİZİNCİ BÖLÜM: SONUÇ - BAYRAĞA VE MİLLETE SAHİP ÇIKMAK
Bu Risale Bize Ne Anlatıyor?
- Bayrak Kutsaldır: Bayrak, bir milletin bağımsızlığının, onurunun ve namusunun sembolüdür. Ona saygı göstermek, millete ve tarihe saygı göstermektir.
- Sancak Peygamber Emanetidir: İslam tarihinde sancak, en yüce emanetlerden biridir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sancağa bu kadar önem vermiş, sahabeler ise onu düşürmemek için canlarını feda etmişlerdir.
- Fedakârlık Örneği: Cafer-i Tayyar (r.a.)'ın hikâyesi, vatan ve din uğruna yapılan fedakârlığın zirve noktasıdır. O, iki kolunu verdi, karşılığında iki kanat kazandı.
- Milli ve Manevi Sorumluluk: Bu topraklar, binlerce şehidin kanıyla vatan olmuştur. Bugün yaşayan herkes, bu toprakları ve bayrağı korumakla yükümlüdür.
- Birlik ve Beraberlik: Bayrak, aynı zamanda birliğin ve beraberliğin simgesidir. Ona sahip çıkmak, milletçe kenetlenmek demektir.
Selametle kalın.
Bir Karoglan Risalesi (11.06.2014 tarihli orijinal metinden uyarlanmış, düzenlenmiş ve genişletilmiştir.)
Kar©glan | Başağaçlı Raşit Tunca | Schrems, 11.06.2014
ALLAH
BAYRAK
Radyo Karoglan
Foruma Misafir Olarak Gir
Forumda Neler Var
GALATASARAY
FENERBAHÇE
BEŞiKTAŞ
TRABZONSPOR
MiLLi TAKIM
ETKiNLiKLERiMiZ
MEVLANA'DAN

